İstanbul'da "Big City Girl" Manifestosu: Şehirde Romantik Devrim

“Birlikte gittiğimiz yerlere şimdi nasıl gideceğim?” sorusuna aldığım o küçümseyici yanıt, şehre bakışımı değiştirdi: “Bunlar hep big city girl problemleri.” İlk duyduğumda bir yenilgi gibi hissettiren bu cümle, zamanla parlatılması gereken bir madalyona dönüştü. Çünkü İstanbul’un sokakları bizim için alelade asfalt yollar değil; her semti, her köşesi yaşanmışlıklarla küratörlüğünü yaptığımız duygusal birer nirengi noktasıydı.

İlişkim bittiğinde eski sevgilime “Şimdi ne olacak, birlikte gittiğimiz yerlere nasıl gideceğim ya da gitmek istediğimiz yerlere?” gibi bir soru sorduğumda rasyonelliğe sığınarak bana şöyle demişti: “Bunlar işte hep big city girl problemleri.” Bu cümle, kalbimin tam ortasına saplanan soğuk bir metal parçası gibiydi. Ama üzerine düşündükçe, o metalin aslında parlatılması gereken bir madalyon olduğunu fark ettim. Haklıydı. Bu tam olarak bir “Büyük Şehirli Kız” problemiydi. Çünkü bizim dünyamızda sokaklar sadece iki noktayı birleştiren asfalt yollar, kafeler ise sadece kafein ihtiyacımızı giderdiğimiz mekanlar değildi; her biri duygusal haritamızın nirengi noktalarıydı.











