Italo Rondinella ile: Bir Tutkunun Peşinde

20’lerimin başındayken, bir süreliğine yaşadığım Roma’nın sokaklarında sürekli aynı şeyi tekrar edip dururdum kendime: Burada yabancı olmamalıyım! Yeni adım attığım bir kentin dilini bilmekle, insanlarıyla içli dışlı olmakla, onların şakalarına gülüp onların yediklerini yemekle yabancı olma halinden de çabucak sıyrılabilinir sanardım. Üzerinden yıllar geçti. Bugünden baktığımda, bir kültürü ne kadar benimsesem de ruhumda dönüp duran o “evde olamama” hissi hep varlığını koruyor. Küreselleşmeyle beraber kentlere hakim olan tektipleşmenin verdiği can sıkıntısı, politik uygulamaların artık günlük hayata da filtresiz bir şekilde yansıması söz konusu. Bu yüzden nereye gidersem gideyim bir eksiklik kavramı etrafında dönecek hayatım, bunu biliyorum. Çünkü insan sürekli bir “eksikliği” doldurma çabası içinde değil mi? Žižek’in de dediği gibi; “tam anlamıyla bir yere veya bir gruba ait hissedememiz” de bundan kaynaklanmıyor mu? 10 yılı aşkın bir süredir İstanbul’da yaşayan gazeteci ve foto muhabiri Italo Rondinella’yla söyleşirken zihnimden bunlar geçip durdu. Kendini bir türlü ait hissedemediği mesleğine ani vedası, yepyeni bir şehre taşınması ve yolunun İstanbul’la kesişmesi… Tüm bunlar ekseninde aktardığı gözlemlerde alışık olduğum çerçevenin biraz dışına çıkabilmeyi, İstanbul’a ve Türkiye’ye başka bir açıdan bakmayı istedim. “İnsan doğasının en kırılgan yanının” peşine düşen ve tutkularını bastırmayarak kendine yeni bir hayat kuran Italo’nun yargısız gözlerinden gördüm bugün İstanbul’u ve insanını.

Bir Tutkunun Peşinde: Bolonya’dan Barselona’ya, Barselona’dan İstanbul’a
Italo, İtalya’da yaşadığı süreçte 10 yıl kadar avukatlık yaptıktan sonra bir noktada artık bu mesleği yapmak istemediğini anlıyor ve ani bir kararla Barselona’ya foto muhabirlik üzerine eğitim almaya gidiyor. “38 yaşında bu kararı almak ve mesleğini değiştirmek pek kolay değil. Ama bir an bile pişman olmadım. Sonunda şunu fark ediyor insan; “a passion that becomes a profession is more than just a profession!” 13-14 yaşlarımdan gelen ve hep ilgim olan foto muhabirliğini, eğer avukatlığa devam etseydim vakitsizlikten yapamayacaktım. Beni iten en büyük güç “insanlık” üzerine merakım oldu. Politik ve sosyal konulara olan ilgimi arkama alıp keşfetmek, anlatmak istedim. Özellikle de kırılgan insan doğasını, azınlıkları, siyasal ve sosyal baskılardan muzdarip insanları anlatmak.”














