“Çocuklar, Mutfak, Kilise” mi?: Tiyatro ve Moda ile Nazi Kalıplarını Yıkan Türk Kadını!

Bu sıralar Moda dediğimizde aklımıza ilk gelen şey “Trendler, kıyafetler ve estetik algıları“ oluyor değil mi? Moda sadece kumaş parçalarının dönem dönem popüler olmasından ibaret mi, yoksa sesimizi çıkarmak için bir araç olabilir mi? Bu noktada sahneye çıkan Duygu Cengiz, bir Türk kadını olarak sanatını ve kostümünü tarihsel ve toplumsal normlara meydan okumak için kullanarak bu soruya güçlü bir yanıt veriyor. Belki de sesimizi duyurmak için bağırmamıza gerek yoktur; estetik algı ve sanat, sessiz fakat etkili bir megafon görevi görüyordur? Peki, bir tiyatro oyununda bir Nazi aniden karşınıza çıkıp size hakaret etse ne yapardınız?

Almanya’da bir tiyatroya gitmeye karar veriyorsunuz. Tiyatro salonuna girmeden önce loş ışıklarla donatılmış bir koridordan geçerken sizi şaşkına çeviren bir durumla karşılaşıyorsunuz. Nazizm’in karanlık gölgesini üzerinde taşıyan biri oradan geçen herkese hakaretler savuruyor. Kıyafetinin sert çizgileri ve bakışlarının soğukluğu ortama adeta bir kasvet yayıyor. Salona girip oturduğunuzda aynı kişi seyircilerin arasında dolanıyor. Nazi’nin keskin ve iddialı bakışları izleyicileri tek tek tarıyor ve sanki her birini zihninde kamçılı sözleriyle yargılıyor. Birden duraksıyor ve siyah saçlı bir kadının yanında duruyor, kadının saçlarına uzanıyor ve yavaşça parmaklarının arasına alıyor ve tiksinti ve rahatsızlık dolu ifadelerle bakıyor. “Umarım saçların boyadır ve aslında sarışınsındır.” diyor, sesi buz kadar soğuk ve aşağılayıcı. Sonrasında karanlık enerjisini bütün seyircilerin üzerine çöktürerek arkaya doğru yürüyor ve gözden kayboluyor. Bu karanlık enerji seyircilerde derin bir şok bırakırken birden oyuncular sahneye çıkıyor ve oyun başlıyor. Fakat asıl sürpriz, bu kişinin sahneye çıkıp hem tabulara hemde Nazi figürüne meydan okuyacak Türk kadını Duygu Cengiz olması. Onun sahnede yer alması yalnızca bir performans değil, aynı zamanda bir direniş, bir özgürlük çağrısı.











