Toplumsal Cinsiyet Performansı: Kadın Yönetici Olmak

İş hayatında kadın yöneticilerin genelde ne kadar sert, ketum hatta gaddar olduğu özellikle beyaz yaka dünyasında sıkça konuşulur. Bu kadınların sert duruşu çoğu zaman özel hayatlarıyla ilişkilendirilir: Evli değillerse “yalnız kalmışlardır”, evlilerse “çocukları yoktur”, çocukları varsa da “kötü kalpli cadı” damgası yemekten kurtulamazlar. “BURN THE WITCH!” Salem cadı mahkemelerini hatırlatıyor bana bu tavır. 1600’lerin sonunda kadınların en küçük farklı davranışı bile “tehlike” olarak görülüyor, meydanlarda yakılıp yok edilmeleri isteniyordu. Bugün kimse kimseyi meydanlarda yakmıyor belki, ama iş hayatında kadın yöneticiler hâlâ aynı sembolik cadı avının içinde kalıyor: Sert olursan “soğuk”, güler yüzlü olursan “zayıf” damgası yiyebiliyorsun.

27 yaşında ilk kez “yönetici” unvanını aldığımda kendi kendime dedim ki: “Ben bu oyunu bozarım!” Artık yönetici oldum diye güler yüzümü asmayacak, ricalarımı emirlere çevirmeyecek, kibar uyarılarımı sert sitemlerle değiştirmeyecek, kadınsı giyimimi sırf daha ciddi görünmek uğruna maskülenleştirmeyecektim. Tıpkı siyasette yıllardır gördüğümüz kadın liderler gibi. Margaret Thatcher’dan Angela Merkel’e, ülkemizde Tansu Çiller’e kadar pek çok kadın lider “demir lady” imajıyla anıldı, güçlerini kanıtlamak için neredeyse erkek politikacıların tonunu, tavrını, giyim biçimini benimsemek zorunda bırakıldı. Ama ben maskülenleştirmeyecektim.











