Bizler sosyal varlıklarız. Aile üyelerimiz ve arkadaşlarımızla iletişimde kalmak, birbirimizden haberdar olmak; hatta tanıdıklarımız bir yana, her gün işe gittiğimiz yolda gördüğümüz simitçiyle günaydınlaşıp kapıdaki güvenlik görevlisine selam vermek hepimiz için çok önemli. Hayatla temasta kalmak için sosyalleşmeye ihtiyaç duyuyoruz, ancak o zaman ait hissediyoruz.
İşte Covid-19 sürecinin belki de en önemli
sarsıntılarından birini de bu alanda yaşadık: Aniden evlerimize kapanmak ve
sürecin en başını düşündüğümüzde tamamen ‘belirsiz’ olan bir süre boyunca kimseyle
birebir görüşemeyeceğimizi fark etmek, hepimizi bir süreliğine şaşkınlığa
uğrattı. Tabii günümüzün hızla değişen teknoloji dünyası bu şaşkınlığın pek
uzun sürmesine izin vermedi ve sosyalleştiğimiz keyifli buluşmaların yerine
hızlıca görüntülü konuşmaları koyduk. Görüntülü konuşmaya olanak sağlayan tüm platform
ve uygulamalar hızla yükselişe geçti. O kadar ki, yalnızca Türkiye’de,
görüntülü konuşma ve video konferans uygulamalarının kullanım sıklığı %78
oranında arttı. Ve sonra, yeni normal başladı.
Bugünlerde hepimiz sevdiklerimizle sosyal mesafeyi koruyarak buluşup güzel zaman geçirmenin yollarını arıyoruz. Bunun için de en çok tercih ettiğimiz alanların başında şüphesiz ki parklar, evlerimizdeki teraslar ve bahçeler geliyor. Açık hava, güneş, mis gibi çim kokusu… Doğayla temasta olmayı, yalın ayak toprağa basarken arkadan kulağımıza çalınan arkadaş kahkahalarını duymaya her zamankinden çok ihtiyaç duyuyoruz. Kısacası, içeriden bunaldığımızda yapacaklarımız kolay; tiril tiril yazlık giysilerimizi giymek, kahve dolu termosumuzu kapıp kendimizi çimlere atmak… Ve tabii kurallara uymak, uymayanları uyarmak.