Kaygı Kavramı: Psikoloji ve Felsefe Işığında Bir Bakış

Günlük rutinlerimiz sürüp giderken ve hayatın akışı içerisindeki kontrolsüzlüğümüz sayesinde oturup kendi hakkımızda ‘N’apıyorum ben’ diye düşünmemekten memnunken birden kendimizi bir pandeminin ortasında veyahut da odamızda karantinada bulduk. Bu gelişmelerin belki de bazılarımızda bir ‘uyanma deneyimi’ yaşatacağı bazılarımızda ise büyük bir sıkılmadan ibaret geçeceği aşikar. Ben de kendimi o hayalini kurduğum Erasmus’ta Çekya’da bir yurt odasında buldum. Kendi çapımda okumalar yapmayı seven biri olarak elime kaygı ile ilgili bir tez geçti. Aslında şu andaki durumumuzu en iyi özetleyen kelime kaygı olabilir. Tezin ‘Kaygı’ ile alakalı bölümünü okuduktan sonra bunları yazmanın hem benim daha iyi anlamamı sağlayacağını hem de sizlerin faydalanabileceğini düşündüm. Umarım beğenirsiniz.

Öncelikle kaygı kelimesinin kökeni ile başlayabiliriz. Kaygı tarihte geçtiği en eski yazılı kaynak olarak Uygurcada kadğu “tasa, üzüntü” anlamına geliyor. Günlük hayatta kaygıyı kullanma şeklimiz ile felsefe ve psikolojideki ‘kaygı’ birbirinden ayrılıyor. Gündelik yaşamda kaygı genelde ‘endişe’ ile eş anlamlı olarak kullanılıyor. Endişe genelde ‘nedeni belli bir durumdan duyulan huzursuzluk’ şeklinde basit haliyle tanımlanabilir. Mesela her gün işten aynı saatte gelen arkadaşınızı evde bulamayınca “Endişelendim” veya “Kaygılandım” ifadelerini birbiri yerine kullanıyoruz. Psikoloji ve felsefede durum biraz farklı. Kaygı kavramsal boyutta ‘nedeni belli olmayan bir durum karşısında duyulan huzursuzluk güvensizlik hissi’ olarak tanımlanıyor. Farklı düşünceler mevcut olsa da nedeni belli olmama durumu hepsinde ortak olarak var. Günlük kullanım vesilesiyle yanlış anlaşılmaları önlemek için bazı psikiyatristler ‘anxiety’ kelimesinin Türkçeleştirilmiş biçimini ‘anksiyete’ yi kullanıyorlar. Ancak dilimize uymaması gerekçesiyle büyük çoğunluk hala ‘kaygı’ terimini kullanılıyor.
















