Kediler Bataklığı’nda...: Kadınlık, Aidiyet ve Öteki Olmanın Belleğinde Bir Anlatı

Hikâyenin bir can suyu gibi zamanın ruhunu büyüten; tüm korkunç, tüm sevecen, tüm umut dolu ve tüm trajik yanlarıyla bizleri hayata bağlayan bir büyü olduğunu biliyor musunuz? İnsanın dürtüsel yanlarıyla birlikte var olması, bağ kurması, adını bırakması, üretmesi, isyan etmesi ve bir hayat yaşadım demesi aslında tam da bununla ilişkili. Hikayeye kurgulanmış bir eser bağlamıyla bakmak, bizi teorinin sınırlarını aşamayan, “gerçeklikten uzak” bir yöne iter. Her şeyin öyküsü vardır. Biz öykümüz olmadan biz sayılmayız. Yılın sonuna yaklaşırken oldukça etkileyici bir anlatının başarıyla sahnelendiği “Kediler Bataklığında…”yı incelemek, dilim döndüğünce aktarmak istiyorum. Tarihin en eski mitlerinden Medea ile ilişkisini, kök ve kimliği, adaletin erkin elinden bir trajediye dönüşme hikâyesini… Ve özgürlüğün tüm kutsallara rağmen nasıl bir cesaret unsuru olduğunu konuşalım istiyorum.

İrlandalı oyun yazarı Marina Carr’ın Kediler Bataklığı’nda… adlı tiyatro oyunu, Antik Yunan tragedyası Medea mitini 1990’ların İrlanda kırsalına uyarlayan, büyülü gerçekçi atmosferiyle öne çıkan çarpıcı bir eser. Metin; büyüler, lanetler, hayaletler ve kadim söylencelerle örülü mistik dünyasında, toplumdan dışlanmış bir kadının direniş hikâyesini evrensel bir tema olarak kurgulamış. Hikâyenin merkezinde Hester Swane adlı “öteki”leştirilmiş bir kadın var. Oyun boyunca kimlik arayışı, hafıza, aidiyet, bağ kurma, bağımsızlık ve ötekileştirme gibi temalar derinlemesine işlenirken, kadınlık ve annelik deneyimi bu çok katmanlı anlatının tam ortasına konumlandırılmış.










