Gelelim Juha’ya: Cerrah olarak çalıştığı hastanede yapması gereken bir ameliyattan, kızını bahane edip hastanenin camını kırarak kaçan, sonra da söz verdiği halde onu dört gözle bekleyen kızının konserine katılmak yerine bir BDSM zindanında kendini boğduran ve bunun sonucunda da kendini, üzerinde zincirli, deri kemerli fantezi bir aksesuarla yarı çıplak bir vaziyette yine aynı hastanenin acil servisinde bulan bir adamı/doktoru/babayı suçlamalı mıyız? Yüzümde buruk bir gülümsemeyle tüm bunları izlerken Juha’ya hiçbir şekilde kızamadığımı fark ettim. Çünkü Juha kendinde değil. Kızını okuldan eve getirip götürürken, onunla konuşurken, arkadaşları kendisine bir şeyler anlatırken, kendisiyle flört etmeye çalışan kadınların yanındayken, hatta açık kalp ameliyatlarını başarıyla gerçekleştirirken bile Juha aslında “orada” değil. O hala eşini kurtarmak için daldığı ve tam boğulmak üzereyken bir balıkçı tarafından bedenen kurtarıldığı gölün sakin ve huzur dolu derinliklerinden kendini çıkarabilmiş değil ve her fırsatta oraya dönmek istiyor.
Bu film sayesinde tanıma fırsatı bulduğum Pekka Strang (Juha) ve Krista Kosonen’in (Mona) oyunculuklarını izlemekten de ayrıca estetik bir zevk aldığımı söylemeliyim. Strang’ın farklı sahnelerde sergilediği farklı vücut dilleri, ruh halleri ve mimiklerini abartıdan uzak ve oldukça başarılı buldum. (Özellikle acil servise kaldırıldığı sırada sedye üzerindeki o kısacık sahnede yaşadığı şok ve teslimiyet halini canlandırdığı performansı muazzamdı.) Sahibe rolündeki Kosonen’i ne kadar etkileyici bulduğumu ise sanırım şu şekilde ifade edebilirim; şahsen o ses tonuyla karşıma geçip benimle konuşsa kırbaca falan gerek kalmadan ben bile emrine girermişim gibi geliyor. ? Ama Kosonen’in oyunculuğunda beni en çok etkileyen, canlandırdığı Mona karakterinin “Sahibe”ykenki hali ile günlük hayattaki hali arasındaki kontrastı verişindeki başarısı oldu.
Sizleri filmin nefis fragmanıyla baş başa bırakmadan önce, hepimizin yas, acı, özlem, yoksunluk gibi konularla kendi baş etme yöntemlerimiz ne olursa olsun, bu konuda ne kadar ileri gidebileceğimizi düşünmeye davet ediyorum: