Bir tekne turu ile şehri su üzerinden keşfetmek de unutulmazdı; köprülerin altından geçerken duyduğumuz şaşkınlık ve keyif, bu turun en güzel anlarından oldu. Nyhavn’dan kalkan tekne turları genellikle 1 saat sürüyor. Christianhavn kanalları, Opera Binası, Kraliye Kütüphanesi (Black Diamond), Amalienborg Sarayı, Küçük Deniz Kızı (Little Mermaid) ve Kopenhag Limanı gibi ikonik durakları kapsıyor. Biz canlı rehberli İngilizce bir tura katıldık. Tur esnasında altından geçtiğimiz köprülerin bazıları o kadar alçaktı ki geçerken başımızı eğmemiz gerekti. Rehberler bunu esprili bir dille ifade ediyor. ”Başınızı eğin yoksa anılarınızdan fazlasını kaybedebilirsiniz. ”
Günü Church of Our Saviour’in tepesinden gün batımını izleyerek tamamladık. Şehrin kırmızı çatılarının ve mavi kanallarının üstünde turuncuya bürünen gökyüzü, Kopenhag’a dair ilk günümüzü büyülü kıldı. Yukarı yürümek hiç kolay değildi; oldukça dönemeçli bir yapıya sahip 400 merdivenli bir kilise… Özellikle son 150 basamağı dışarda yer alıyor, korkuluklarla çevrili fakat yükseklik korkusu olanlar, dikkat! 1682’de yapımına başlanmış, 1696 yılınca ise Lambert van Haven tarafından Barok stilde ile inşası tamamlanmış. Yükselen kısmı iki fil heykeli üzerinde duruyor. Kulede altı büyük çan ve 48 küçük zil yer alıyor. Şehri yukarıdan izlemeyi sevenler için görülmeye değer bir kule.
Akşam yemeğimizi ise Huset adlı samimi bir pizzacıda yedik. Fazla turistik olmayan, gerçek ve gösterişsiz lezzetler sunan bu mekan, günün yorgunluğunu atmamızı sağladı.