Bir Virüs, Bir İnsan, Bir Kuş: Bolca Düşünceyle Birleşirse

Günlerdir içimde tanımlayamadığım bir his… Yerine oturmayan, akşam işten eve döndüğümde, sakinliğe gömüldüğümde açığa çıkacakken yeni bir vaka sayısı ile olduğu yere yeniden giren, biraz umutsuzluk, biraz panik, çokça kaosun içinden başını göstermeye çalışan ama ona fırsat vermediğim, veremediğim bir his… Sevgili İrem Bali’nin Koronavirüs’ü Anlamak: Bize Ne Öğretmeye Çalışıyor? yazısı ile sonunda topraktan filizini çıkaran canım his. Ve bu yazıma İrem Bali’den aldığım ilhamla başlıyorum.
Kulaklarımda Birsen Tezer’in sesi; “Biraz çekilme zamanı, gözünü kapatıp içini duyma zamanı…” diyor. Sahi ne kadar oldu içini duymayalı; dışarıdaki gürültüden, sabahları pür telaş, wake up make up, kapıyı çekip çıkmalarından, melankolik monotonluklarından, klimayı kapat, ışığı söndür, ofiste günü bitirişlerinden, kapıyı açıp eve girmelerin, hızlı yemek yemelerin ve genelde bir dizi, bir video, birkaç satır kitap okuma derken, koltukta sızmalarından ve başa saran yeni güne aynı uyanışlarından fırsat olup da içini duymayalı, kaç zaman oldu?













