Salon ise dışarıdan göründüğünden daha küçük. Bu yüksek tavanlı kare salonda alan kullanımı ise alışık olmadığımız bir yöntemle artırılmış: çapraz konulmuş. Koltuklar çeyrek daire şeklinde konuşlandırılmış, kol koyma yerinin olmadığı, tribün misali tek parça sıralardan oluşan oturma alanı ise rahat, hem de çok rahat! Benim gibi uzun bacaklı insanların sorun çekmeden oturabileceği kadar geniş bir aralığa sahip. Kol koyma yeri olmadığı için de “sığdım-sığmadım” derdi yok. Salonun hemen dışındaki küçük kafeteryanın fiyatları ise oldukça makul, hatta fiyatlar karşısında şaşırdığımı itiraf etmem gerekli, böylesi uygun olmasını beklemiyordum.
Kundura Farikası’nın en büyük sorunu olan ulaşıma gelecek olursak, İstinye’den hemen sinemanın önüne motorlar kalkıyor, yani Avrupa Yakası’ndan ulaşım pek de zor değil. Bunun yanı sıra Boğaz hattı, deniz taksi gibi alternatifler de söz konusu. Ayrıca Kadiköy, Üsküdar ve Mecidiyeköy’den kalkan toplu taşıma araçları da mevcut, yaklaşık 5-10 dakikalık yürüme mesafesindeki durakta bırakıyor sizi. Beykoz Kundura Fabrikası’nın girişine gelindiğinde de shutte’larla alana ulaşım sağlanıyor. Çekimler devam ettiği için alana yaya olarak ulaşıma izin verilmiyor. Hususi araçlar içinse otopark ücretsiz, imkanı olanların kendi aracıyla gelmesini tavsiye ederim.
Programa gelecek olursak, Kundura Sinema Aralık sonuna kadar sınırlı ancak keyifli bir programla izleyici karşısına çıkıyor. Haftasonları 16.00 ve 20.00 seanslarının yapıldığı Kundura Sinema’nın seçkisinde yer alan filmler: The Naked City (1948), Trafic (1971), The Apartment (1960), Night and the City (1950), Playtime (1967) ve Berlin: Symphony of a Great City (1927). Hem vizyondakilerden sıkılanlara bir alternatif öneriyor olması hem de eski filmleri perdede izleme imkanı sunuyor olmasıyla Kundura Sinema bence güzel bir seçki hazırlamış. Gösterim saatleri ve günlerinin devamlı değişiyor olmasıyla ise farklı haftalarda, aynı gün ve aynı seansta farklı filmler izleyebilmeyi mümkün kılıyor. “Nereden, hangi filmden başlasam?” diyenlere de The Naked City’i öneririm, keyifli bir polisiye.