"La Grazia": Sorrentino’nun Geri Dönüş Filmi Üzerine

Paolo Sorrentino “La Grazia” ile yeniden özüne, onu yaşayan en büyük yönetmenlerden biri yapan sinemasına ve tarzına geri dönüyor. Özellikle de stilize tarzını mütevazı bir şekilde koruyup görselliği ikinci plana iterek daha fazla senaryoya, bazı anlarda şiirselliğiyle çok etkileyici bir hale gelen diyaloglara ve oyunculuklara ağırlık veren Sorrentino, bize gerçek anlamda dikkat çektiği ve ödüle doyduğu “Le Conseguenze dell’Amore” (2004) filmini anımsatıyor.

Dubai’den Münih’e giderken uçakta kahvaltı eşliğinde “La Grazia”yı seyrediyorum. Bir tür şansızlık, film Kerem ve benim Alp seyahatimizin başladığı gün Dubai’de Cinema Akil’de gösterime giriyor. Yine de Emirates’in film listesinde yer alması bir teselli oluyor ve uçağın kısıtlı şartlarında da olsa filmi seyretme imkânı buluyorum. Bu durum ilginç bir tesadüfe de şahit oluyor: Sorrentino’yu keşfetmem ve ona karşı hayranlığımın başlaması da bir uçak yolculuğunda, Riga – İstanbul seyahatinde “Il Divo” (2008) ile gerçekleşmişti. Cannes’da Jüri Ödülü’nü aldığı bu filmini seyrederken en sevdiğim ulusal sinema olan İtalyan sinemasındaki yeni favorimi bulduğumu anlamıştım. Derinlikli bir politik, toplumsal bağlam içinde kişisel dramları, trajedilere odaklanan ama sinemanın görselliğini de ön plana çıkaran aşırı stilize; hatta kimi anlarda fazla renkli ve gürültülü kabul edilebilecek bir sinematografi ve tüm bunları kişisel bir bakıştan süzerek beyaz perdeye yansıtan ayırt edici bir auteur imzası. Bir başka deyişle bir tür Fellini.











