Wimbledon Turnuvası’nda Londra: Wings’lenin, Çim Kortta Tribüne Geçiyoruz!

Çocukken dinlediğiniz ve “Uzak diyarların birinde” diye başlayan masalları hatırlıyor musunuz? Aslında büyüdük diye içimizdeki çocuğun inandığı hikâyelerden vazgeçmesi gerekmiyor. Çünkü bizim daha kurmaya başlamadığımız hayallerin bile gerçek olduğu, sosyal medyamıza ve dergilere dahi düşmeyen trendlerin çoktan başladığı bir şehir var: Evet, “o” uzak diyar aslında Londra! İşte, bütün hayallerimizi gerçekleştirmek üzere Londra’ya doğru yola çıkıyor; beyaz kıyafetlerimizi giyip krem şantilerimizi elimize alıp çim korttaki epik turnuvaya tik atıyoruz. Wings’lenin, dünyanın en eski tenis turnuvası olan Wimbledon’a gidiyoruz!

Londra’yı anlatabilmek çok kolay değil; sonuçta modanın bütün dinamiklerini alt üst eden Vivienne Westwood bile söz konusu bu şehir olduğunda “Dünyada Londra gibi hiçbir yer yok. Hiçbir şey, hiçbir yer.” diyor. Prag’da mimarinin kurallarının, Paris’te sinemanın kurallarının nasıl yıkıldığını uzun uzun konuşabiliriz fakat bütün bu kurallar Londra’da koyuluyor. Yalnız, bu iddialı tavrın arkasındaki insanların metroda yanınızdaki koltuğa otururken bile özür dileyecek kadar kibar olduğunu da söylemeliyiz. Çağdaş sanattan gastronomiye dünyanın en iyileri olmaya aday olan deneyimleri keşfetmek üzere Londra’ya gidiyor; üstelik Wings’in ayrıcalıkları ile Wimbledon hayalimize tik atıyoruz.


























