Lüksemburg ve Brüksel

Brüksel benim için hep başka şehirlerle birleştirilecek bir şehir oldu. Asla tek başına Brüksel’e gidemedim, yanına hep başkaları eklendi. İlk gidişimde Paris’i, ikincisinde Amsterdam’ı, üçüncüsünde Brugge’ü, dördüncü gidişimde ise Lüksemburg’u ekledim Brüksel’in yanına. Etrafındaki cazip şehirler her seferinde Brüksel’i gölgeledi, ta ki son gidişime kadar. Lüksemburg o kadar sıradan bir şehirdi ki; Amsterdam, Paris ve ya Brugge’ün yanında vasat bir şehir sayılabilecek Brüksel, Lüksemburg’un yanında birden muhteşem bir şehre dönüştü. Gel de Einstein’a saygılarını sunmadan geç bakalım, gözünü sevdiğimin izafiyet teoremi…

Lüksemburg [[konum_1]]
Yarım günü zor geçirip kaçtık resmen bu şehirden. Ülkeden de arkamıza bakmadan kaçmak üzereydik ki ‘belki de şehirlerinde değil de kırsal kesiminde görülesi bir şeyler sunar bize Lüksemburg’ diyerek son bir gayret yaptığımız araştırmalar bizi Echternach‘a yöneltti. İyi ki de yöneltmiş; bu mini-minnacık kasabanın II. Dünya Savaşı’ndaki kilit rolünü öğrenip, defalarca harabeye dönüp tekrar tekrar yapılan manastırını ve buradaki etkileyici, ahşaptan yapılmış, yarısı yok olmuş İsa figürünü gördük. Kasabada da ülkede de en ilginç şeyler bu manastır ve bu figür oldu bizim için.














