Maladaptive Daydreaming: Uyumsuz Hayallerle Dolu Bir Kuyu

Hepimiz hayal kurarız, öyle değil mi? Hayalin süresi kısa olsa bile içimizde hayal kurmamış olan yoktur. Çoğu zaman gerçeklerden kaçmak için bazı zamansa imkansız diye düşündüğümüz durumları zihnimizde yaşatmak için hayal kurarız. Peki ya hayattan uzaklaşacak kadar çok hayal kurarak yeni ve farklı gerçeklikler inşa edersek ne olur? Bu yazımda bu sorunun karşılığı olan bir kavramdan söz etmek istiyorum: maladaptive daydreaming.

Yaşadığımız diyalogların farklı versiyonlarını hayal ettiğimiz gibi, hiç yaşanmamış diyaloglar da hayal kurmanın öğesi haline gelir. İzlediğimiz yapımlar, okuduğumuz kitaplar, dinlediğimiz müzikler, seyahat ettiğimiz ya da edemediğimiz yerler (kurgusal, ütopik yerler de dahil) hayallerimizi hem besler hem de dizginlenemez hale getirir. Yine de ne hayal edersek edelim, temelinde hep daha iyi hissetme ve mutlu olma çabası olur. Kurduğumuz felaket senaryolu ürküten hayallere rağmen, evet! Kimi zaman hayallerimiz önümüzdeki yol için içimizdeki gücü perçinler, kimi zaman da ne yazık ki umut tacirliği yapan bir pembe gözlük halini alır. Hayallerin yokluğunda hayat çekilmez olur çünkü gerçekler çoklukla canımızı acıtır. Hayallerin varlığında hayat yine çekilmez olur çünkü hayal olduğunu biliriz. Peki ya hayattan uzaklaşacak kadar çok hayal kurarak yeni ve farklı gerçeklikler inşa edersek ne olur?















