7. Mardin Bienali: Mezopotamya’da Taşın ve Gökyüzünün Diyaloğu

Mardin; sadece kadim bir şehir değil, Mezopotamya’nın kalbinde taşın, rüzgarın ve binlerce yıllık katmanlı hikâyelerin buluştuğu stratejik bir kültür odağı. Bölgenin lojistik ve kültürel mirasını çağdaş sanatın dinamizmiyle birleştiren Mardin Bienali ise sanat takvimimde her zaman radarımda olan, profesyonel merakla takip ettiğim en özgün disiplinlerarası platformlardan biri. Henüz bu deneyimi yerinde tecrübe etmemiş olsam da 2026 edisyonuyla bu buluşmanın tam zamanı olduğunu hissediyorum.

Neden Mardin ve Neden Bu Bienal?
2010 yılında “Abbara Kadabra” diyerek yola çıkan bu bienal, sanatı büyük şehirlerin steril galerilerinden çıkarıp hayatın ve tarihin tam ortasına taşımayı amaçladı. Mardin’in seçilme nedeni ise tabii ki bir tesadüf değil. Şehrin İpek Yolu üzerindeki tarihi konumu ve çok dilli yapısı, sanatsal üretim için eşsiz bir laboratuvar sunuyor. Burada eserler yalnızca sergilenmenin ötesinde bir kervansarayın avlusunda ya da kadim bir konakta mekânla kurduğu organik bağ sayesinde yeniden tanımlanıyor.











