
İlk yorumu siz yazın!

Memories of Murder: Gerçeğin Peşinde Kaybolmak
Parasite filminin yönetmeni Bong Joon-ho’nun Memories of Murder (Cinayet Günlüğü), ilk bakışta sıradan bir polisiye filmi gibi görünse de izleyiciyi derinden sarsan ve uzun süre etkisini hissettiren, omuzlarda ağır bir yük bırakan sarsıcı bir yapım. Yaratılan karakterler ve olaylara yaklaşımı kara komedi unsurlarıyla derinleşen, bilinmeyenin yarattığı tahribatı iliklerinize kadar hissetirecek bu filmi mutlaka yağmurlu bir havada izlemenizi öneriyorum.
Sıradan Bir Dedektiflik Hikâyesi mi, Yoksa Bir Trajedi mi?
1986-1991 yılları arasında Güney Kore’nin Hwaseong bölgesinde işlenen ve hâlâ hafızalardan silinmeyen seri cinayetleri konu alan film, taşrada geçen karanlık atmosferiyle izleyiciyi içine çekiyor. Bir grup dedektifin bu cinayetleri çözme çabası, yanlış yöntemleri ve çaresizliklerini izlerken olay örgüsü adeta bir bilmecenin içindeymişsiniz hissi uyandırıyor. Filmdeki karakterlerin duygu durumu ile izleyicide uyandırdığı duygu o kadar iç içe geçiyor ki dedektiflerin olayı her çözemeyişinde yaşadığı karamsarlık ve çaresizlik dişlerimi sıkmama sebep oldu, bazı sahnelerde nefes bile almadım. Kimi anlarda olayın korkusuyla irkilip birkaç saniye sonra kahkahaya boğuldum. İşte tam da böyle ayarlarınızla oynayacak hikâyesi olan bir film.
Editör Notu: Yazının devamı spoiler içermektedir.
Bir uyarıda bulunmak istiyorum: Eğer sonu olmayan filmlerden hoşlanmıyorsanız filmin sonunda bir hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz benden söylemesi.
Gerçeğin Peşinde Kaybolan Dedektifler
Dedektif Park Doo-man; içgüdüleriyle hareket eden, taşralı bir dedektif. Suçluları baskıyla konuşturma konusunda oldukça cüretkar ancak yöntemleri çoğu zaman başarısız. Filmde, katili yakalamaktan çok davayı kapama ve övgü kazanma arzusuna önem verdiğini görüyoruz. Dedektif Seo Tae-yoon ise Seul’den gelen, rasyonel, profesyonel ve disiplinli bir dedektif. Olayları çözme konusunda inançlı ancak karşılaştığı çıkmazlar karşısında giderek daha fazla umutsuzluğa kapılıyor ve filmin son sahnelerinde filmin en başında savunduğu “belgeler yalan söylemez” tezini çürüttüğünü görüyoruz.
Filmi izlerken “Bu olaylar gerçekten yaşandı mı?” diye sormadan edemiyorum. Evet, Memories of Murder CNN’de geçen bir habere göre gerçek olaylardan esinlenerek yazılmış bir senaryo. Ancak, filmin çekildiği dönemde katil hâlâ bulunamamış. 2019’da DNA analizleri sayesinde katilin suçlarını itiraf etmesiyle dava çözülmüş fakat yıllar boyunca yaşanan belirsizlik, filmde de tüm kasvetiyle kendini hissettiriyor.
Sinematografi ve Atmosfer
Bong Joon-ho, sinematografi kullanımıyla belirsizlik temasını derinleştiriyor. Kamera açıları sık sık karakterleri yakın çerçeve içine sıkıştırarak onların çaresizliğini ve çıkmazlarını izleyiciye hissettiriyor. Sürekli olarak yağmurlu ve sis altında geçen sahneler, suçların işlendiği kaotik atmosferi desteklerken olayların tıpkı doğa olayları gibi kontrol edilemez olduğunu gösteriyor. Özellikle düşük ışık kullanımı ve loş renk paleti, filmin kasvetli tonunu güçlendiriyor. Filmdeki uzun plan sekanslar ve karakterlerin yüz ifadelerine yapılan detaylı yakın çekimler adeta Nuri Bilge Ceylan filmlerini aklımıza getiriyor. Bonus bilgi, yönetmenin detaylara gösterdiği olağanüstü titizlik sebebi ile ekibi tarafından kendisine “Bongtail” lakabı verilmiş.
Bilinmeyenin Yalnızlığı
Cinayetler çözülemediği sürece, kurbanlar da katil de birer gölge olarak kalmaya mahkum durumda oluyor. Filmde katil basit düşünerek saklanma gereği bile duymuyor, dedektifler ise yakınlarındaki ipuçlarını görmeyip katilin sıradan bir görünümde olduğunu göz ardı ediyorlar. Dedektifler, ne kadar uğraşırsa uğraşsınlar gerçeğe ulaşamıyor ve zamanla kendileri de bu bilinmezlik içinde kayboluyor. Gerçeği bulma uğruna çabalasalar da sonuçta onları bekleyen şey yalnızca derin bir boşluk ve belirsizlik. Çünkü tüm soruları cevapsız kalıyor.
Filmin son sahnesinde Dedektif Park’ın yıllar sonra aynı cinayet mahalline gidip kameraya bakışı hem geçmişle hem de kendisiyle yüzleşmesi olarak yorumlayabiliriz. O ana kadar bildiği her şey anlamını yitirmiş, o da tıpkı çözülemeyen davalar gibi bilinmeyenin içinde kaybolmuş bir durumda karşımıza çıkıyor. Filme konu olan ve gerçekte de bulunamayan katilin filmi izleyeceğini düşünen yönetmen Bong, katilin dedektifle göz göze gelmesini istediği için böyle bir final tasarlamış. Film boyunca katil kim olabilir diye kendi içimizde sorguluyoruz; yeri geliyor dedektiflerden şüpheleniyoruz ancak filmin sonunda istediğimiz cevabı alamıyoruz. Filmin cevabı olmayan sorularla bitmesi kendi kafamızda bir son yaratmaya itiyor bizi.
Sevgili okur, hayat da çoğu zaman böyle değil mi? Belirsizliğin içinde kaybolmaktansa, acı da olsa bir sonuca ulaşmak insanın ruhu için daha katlanılabilir oluyor. Çünkü bilinenle başa çıkmak, bilinmeyenle başa çıkmaya çalışmaktan daha kolay geliyor.
Kapak Fotoğrafı: IMDb
İlginizi çekebilir: Enes Kudu’dan Mickey 7
Harika bir filmdi gerçekten.Böyle az bilinen güzel filmleri de hala izleyip yorumlayan birini görmek mutluluk verici.Elinize sağlık.
Çok teşekkürler.