Sofrada Yerimiz Yok: Michelin ve Anadolu Mutfağının Görünmezliği

“Baklava neden yıldızlı değil?” Bir gün kendimi baklava seçmek için durduğum standın başında bunu düşünürken buldum. Michelin yıldızı neden bu emek üstüne emek verilen yemeğin üstüne konmamış? İçli köfte, iskender, mumbar dolması… Baktım hiçbirinde yıldız yok; delirmişsiniz. Sofralarımızdaki görünmez yıldızları görünür kılmak için, “Sofrada Yerimiz Yok” diyerek yola çıktım ama aslında sormak istiyorum: Bu sofraları kim kuruyor, yıldızları kim dağıtıyor, haritaları kim çiziyor? Yerli ve millilik kavramından Michelin rehberinin eksik haritasına, Anadolu’daki görünmeyen gurmelere ve gerçek lezzet ölçütlerine uzanan bir yolculuğa çıkacağız. Şimdi, sofraya buyurun.

Esas Yerli ve Millilik: Tarladan Tabağa Uzanan Mutfaklar
Yerli ve millilik, son yıllarda dilimize pelesenk edilen ancak içi hızla boşalan bir kavrama dönüştü. Çoğu zaman sadece sloganlara, etiketlere, bayraklı afişlere indirgenen bu kavramın asıl anlamı, tabelalarda değil tavalarda, toprakta gizli çünkü yerli ve millî olmak, ithal markalara burun kıvırmak değil; emek bilmek, emek vermek, değer bilmek, üretmek, olanı katlamak, korumak, zenginleştirmekten geçiyor. 4 mevsim gören ülkeyiz. Toprağımız bol, insanımız bol, hayvanımız bol, tohumumuz atalarımızdan kalma. Bir tane küçük baklavaya 40 kat hamur açan bir sabrımız, emeğimiz, mahsule saygımız var bizim. “Baklavanın tabanı damağına değecek.” diyerek bu müthiş işi ayrı bir yeme adabıyla, saygıyla mideye indiriyoruz. Tohumu sabırla eken, onu mevsiminde toplayan, kendi zeytinyağını sıkan, kendi ekmeğini yoğuran ellerimiz var. İşte yerli ve millilik bu emek, bu işgücü, bu sabır. Kırsalda unutulmuş gibi duran ama aslında her şeyin merkezindeki o görünmeyen mutfaklar bizim.













