Mickey 17: Vazgeçilebilir Olmaya Dair İnsancıl Bir Uzay Filmi

Bong Joon Ho’nun Mickey 17si, bilimkurgunun sınırlarını kendi çapında zorlayarak kara mizahıyla izleyiciyi hem düşündürüyor hem güldürüyor. En azından elinden geleni yapıyor diyelim hadi… Film, insanların tekrar tekrar ölüp yeniden üretilebildiği bir sistemde, yaşamın ve ölmenin anlamını sorguluyor. “Harcanabilir” olmayı kabul eden Mickey’nin hikayesi, bir sistemin ne kadar acımasız olabileceğini karikatürize bir otoriter rejim vesilesiyle gözler önüne seriyor. Her ölüm, yeni bir Mickey yaratıyor ama bu Mickey’lerin her biri aynı bedenin içinde farklı ruhsal çatlaklar taşıyor. Pattinson’un incelikli oyunculuğu, bu kırılmaları seyirciye neredeyse fiziksel bir ağırlıkla hissettiriyor. Film ayrıca, tekrarın getirdiği çaresizlik hissini distopik bir zarafetle işliyor.

Mekan bu kez Snowpiercer’daki gibi bir tren değil, donmuş ve düşmanca bir gezegen; ama sınıflar yine keskin bir şekilde ayrılmış. Üst sınıfın konforu ve alt sınıfın yokluğu arasında kurulan o tanıdık gerilim, Bong’un sinemasının imzası gibi. Komutan karakteri, mutlak gücün karikatürleşmiş bir temsilcisi olarak sistemin çürümüşlüğünü yansıtıyor. Karısı dahil etrafındaki herkes, bu iktidarın devamı için farkında olmadan taşeronluk yapıyor. Yiyecek, para yerine geçiyor; kimin ne kadar hak ettiğini belirleyen şey, sistemin çarpık terazisi oluyor. Mickey ise tüm bu yapının en alt katmanında, defalarca ölüp geri gelen bir emek sembolüne dönüşüyor.









