Miroirs No.3: Havadaki Hayaletler

Christian Petzold’un son filmi Miroirs No. 3, yönetmenin sinemasında uzun zamandır dolaşıp duran hayaletleri, Undine’nin suyundan, Afire’ın ateşinden sonra bu kez görünmeyen bir elementin, “hava”nın dokunulamayan boşluğunun içine yerleştiriyor. Film yalnızca elementler üçlemesini tamamlamakla kalmıyor; Petzold’un yas, kimlik ve mekân üzerine kurduğu sinemasal anlatısını da daha berrak bir hâle getiriyor. Genç bir piyanist olan Laura’nın geçirdiği trafik kazasından mucizevi şekilde kurtulmasıyla başlayan ve onu evine buyur eden Betty’nin dünyasına sızmasıyla genişleyen hikâye, yüzeyde son derece yalın bir melodram gibi ilerlerken, derinlerde bir kaybın araladığı boşluklar ve bu boşlukları doldurma arzusuna dair karanlık bir masal kuruyor.

Miroirs No. 3’ün çıkış noktası oldukça basit: Berlinli bir müzik öğrencisi olan Laura, sevgilisiyle çıktığı kısa bir yolculukta bir trafik kazasına karışıyor. Kazanın ardından sevgilisi olay yerinde hayatını kaybediyor, ancak Laura neredeyse herhangi bir yara almadan kurtuluyor. Şok içindeki genç kadını, kazaya tanık olan ve yakınlardaki bir evde yalnız başına yaşayan Betty ismindeki orta yaşlı bir kadın evine buyur ediyor. Bu noktadan sonra film, bir kurtarma hikâyesinden çok, iki kadın arasında sessizce kurulan, tekinsiz bir bakım-sevgi ilişkisini takip etmeye başlıyor. Betty, Laura’yı yalnızca misafir etmekle kalmayıp, onu sanki kaybettiği birinin yerine koyar gibi davranıyor; Laura’nın ise hem suçluluk hem de minnetle karışık bir duyguyla bu rolü benimseyişini ve zamanla buna eşlik etmeyi öğrenişini izliyoruz. Petzold’un kamerası tam da bu noktada kendi gücünü ortaya koyuyor ve izah etmeye çalışmaktan bilinçli biçimde kaçınan, karakterler arasındaki bakışlara, sofradaki küçük jestlere, ev içi işlerin paylaşıldığı gündelik rutine yerleşen bir yakınlık anlatısı kuruyor.











