Moda'nın Ruhu: Biraz Sayfiye, Biraz Şehir Havası

Moda denildiğinde herkesin zihninde farklı bir anı canlanır. Hepimizin yolu bir şekilde Moda sokaklarından geçmiştir. Kimisinin de bir ömrü bu semtte geçmiştir. Son yıllarda, semtin daha çok sevilmesini, her köşe başına bir mekan açılmasını şaşırarak izler Modalılar. Moda’nın değişimi hız kesmeden sürerken, bazı yerler de halen aynıdır. Parkları, Levanten köşkleri, içe kapalı kilise avlularıyla Moda’nın ruhundaki biraz sayfiye, biraz şehir havası hiç değişmez. Deniz hamamları zamanla yüzme kulüplerine, en güzel manzaralar çay bahçelerine evrilirken, bazı köşeler zamana direnmiş, bugüne kadar sürdürmüştür yaşamlarını şehrin hafızasında. Haldun Taner, Mühürdar’dan izler karşı kıyılardaki tarihi yarımadayı ve yelkenlerin beyaz bir martı gibi sıralandığı denizi. Yeşille bağı hiç kopmamış semtin sokaklarında Cemal Süreya fısıldar kulağımıza “hayatın kısa olduğunu, kuşların uçtuğunu.”

Semtin isminin geldiği yer de tartışmalıdır; kimi belgelerde bir kilise adından esinlenilmiştir yazar, kimi belgelerde Avrupa modasını benimseyip semte getirmiş olan Levantenlerden kaynaklıdır denilir. Her şekilde nezih bir İstanbulludur Modalı. Pantolonundaki ütü izleri bozulmasın diye itinayla oturur tramvay koltuklarına, yağan yağmura aldırmadan yavaş adımlarla ilerler Süreya Operası’na, sahilinde gezinirken şapkasını çıkarıp selam verir komşusuna. Kolunun altından kitabı, ceket cebinden gözlüğü eksik olmaz.






















