Le Cathedrale Notre-Dame bende Stendhal sendromu yaratan eserlerin arasına giriyor. Katedralin iki kısmı çatının çan kulesi seviyesinde işaret ettiği ayrılma ile tanınmakta. Detaylarında Bourbon Krallığı’nın karakteristik özelliklerine ve kişisel eşyaların sakladığı alanda ailenin görsellerine rastlamak mümkün. Bir diğeriyse 1648’de, Montmorency düşesinin emekli olduğu manastıra bağışladığı La Chapelle de la Visitation. Burası, Notre-Dame’ın gotik yapısının aksine klasik tarzda bir kilise.
Fransa’da ve Avrupa’nın başka birçok kentinde rastlayabileceğiniz çatı formlarından oluşan şehir manzarasını asıl adı “Tours de l’horloge” olan ama bilinen adıyla Jacquemart Kalesi‘ne çıkıp izlemenizi de kesinlikle tavsiye ediyorum.
Ziyaret ettiğim bir diğer müze olan, Le Centre Nationale du Costume de Scène Müzesi, 1770’lerden kalma bir binada bulunan, sahne kostümlerini koruma, araştırma ve sergileme üzerine kurulu bir müze. Onursal başkanının Christian Lacroix olduğu müzede 900’e yakın kostüm bulunuyor. Burada, La Comedie-Française, L’Opera National de Paris ve La Bibliotheque Nationale de France’ın kostüm koleksiyonlarını görmek mümkün. Eğer sizde benim gibi sanat ve sanat tarihine ilgiliyseniz, Musée Anne-De-Beaujeu’de 1.5 saatlik turu 3 saate çıkarmanız mümkün.