theMagger.com'a kayıt olduğunuzda,
• theMagger’a keşiflerinizle katkıda bulunarak, yazar olup dilediğiniz konuda yazılarınızı yayınlayabilir ve kendi blog sayfanızı oluşturabilirsiniz,
• Yazılarını kaçırmak istemediğiniz yazarları, sevdiğiniz kategorileri ve ilginizi çeken etiketleri takip edebilirsiniz,
• Takip ettiğiniz yazar, kategori, etiket ve okuduğunuz yazılara göre size özel ana sayfa akışınızı oluşturabilirsiniz,
• İlginizi çeken yazıları sonra okumak için kaydedebilirsiniz,
• Yakınımdakiler bölümünden çevrenizdeki mekanlarla ilgili theMagger.com'da yazılmış yazıları görebilirsiniz,
• Yazılara yorum yaparak merak ettiklerinizi yazara sorabilir; fikirlerinizi yazar ve okurlarla paylaşabilirsiniz,
Bizimle birlikte pek keyifli bir keşif yolculuğuna çıkacağınızdan emin olabilirsiniz. Şimdiden hoş geldiniz!
Polonya bir süre iş dolayısıyla sık gittiğim bir ülkeydi. Uzun zamandır o seyahatlerde aldığım notları bir yazı dizisi haline getirmek istiyorum ama araya giren başka yazılar ve işler dolayısıyla şimdilik bu yılın sonuna ve başka bir platforma kaldı bu yazı dizisi. Ben büyük şehirleri gördüm (Varşova, Lodz, Krakow, Poznan, Gdansk) Polonya bize pek açıdan benzeyen bir ülke. Şehirleri de öyle. Batısı ile doğusu (kuzeyi ve güneyi) arasında büyük farklar olduğu gibi büyük şehirler ile küçük şehirler ve kırsal arasında da adeta başka bir ülkedeymişcesine farklar var. Bu şehir de Poznan'a ve ülkenin Almanya sınırına yakın, zengin ve gelişmiş bölgesinde. Yazıda da bu özellikleri görmek mümkün. Elinize sağlık...
Sanırım dünya turundalar, keza 17 Mayıs'ta bizim buralara geliyorlar ve Abu Dhabi'de bir konser verecekler. Bana çok uzak bir müzik ama 50 yıldır tutarlı bir şekilde müzik yapmak ve benim gibi birinin bile bir şekilde sözlerine hakim olduğu (stili living you) parçalar yapmak taktire şayan.
Çok ilginç; keza İklimler benim açık ara en sevmediğim ve bir türlü içine giremediğim filmidir Ceylan'ın. Bu da aslında sanat yapıtının farklı bireyler için farklı anlamlar ifade edebildiğinin ve anlam zenginliğinin bir göstergesidir. Benim açımdan çok ilgi çekici bir yazı oldu bu açıdan. Benim en favori Ceylan filmim Uzaktır ama sinemasal mükemmeliyet ve başyapıt derseniz Bir Zamanlar Anadolu'dur cevabım. Bence sadece onun değil Türk Sinema Tarihi'nin de en iyi filmidir.
Brazel ve nüsse bizim evden eksik olmaz
)
O restoranda şef İtalyandı ama evet ben de katılıyorum; çok iyi şefler var Türkiye'de.
Patatesli pizza ile ilgili olarak yıllar önce çok müthiş bir deneyim yaşamıştım hem de Türkiye'de. Nişantaşı'nda yıllar önce, şimdi adını hatırlayamadığım, Atiye Sokak'ta bir mekana gitmiştim. Ortaklardan birini üniversiteden tanıyordum. En iyi ve iddialı olduğunuz şey ne diye sorduğumda 'pizza' demişti. Ben de güldüm gayri ihtiyari. Peki dedim ve menüden 'Yeni Zelanda' başlıklı patatesli pizzayı söyledim. Şu ana kadar yediğim, İtalya dahil, en iyi pizzalardan biriydi. Sonra sahibinden pizzalarının bu kadar iyi olmasının sırrını öğrenmiştim. Maalesef tüm iyi şeyler gibi o mekan da kapandı. O günden beri ara ara evde yaptığım hamur işlerine patates katarım (hafif sarımsak ve biberiye ile kavurup). Bir de bahsetmişsiniz, bal, biberiye, peynir ve bal kapağı inanılmaz bir uyum... Bu hafta yerim ben böyle bir pizza
) elinize sağlık yazı için de...
Albüm çok çok iyi.. Dubai'ye taşındıktan sonra Arap müziği üzerine ciddi ciddi eğiliyorum. Şansımıza burada sık sık önemli isimleri canlı dinleme şansımız oluyor. Daha önce bildiğim ve çok sevdiğim Anouar Brahem dışında Dhafer Yousef (yakında bir festivale geliyor BAE'ye), Imarhan, Ali Hassan Kuban, Omer Hairat, Rabih Abou-Khalil, Ahmed Malek, Charif Megarbane ilk aklıma gelenler. Bir de tabi Mısırlı avant-garde pop/jazz/disco/psychodelic türlerini Arab müziği ile harmanlayıp kendilerine özgü bir müzik yaratan Al Massrieen var. Suleiman'ı da bu yazı ile keşfettim. Elinize sağlık.
Çok severim; fena da yapmam
Bir yorum ve birkaç katkı: Kahve bence her yerde hemen hemen aynı. Viyana'da biraz düzgün bir cafede her zaman iyi kahve bulunur. Yalnız bazı kafeler kendi özel ürünlerini sunuyorlar ki Cafe Central bunun en iyi örneğidir, özellikle kışın likör ve krema ile sundukları özel kahveler bayağı iyi gidiyor. Bir de ben bu listeye Cafe Mozart'ı ve Cafe Lindmann'ı da eklerim. İlk Viyana'ya gidişimde Sacher'de çok kuyruk vardı ve çok soğuktu yanındaki Mozart'ta da iki üç kişilik yer bulunca kendimizi oraya attık ve ben ondan sonra tüm Viyana seyahatlerimde Cafe Mozart'a gitmeden duramamaya başladım. Hele de dışarıda oturulacak bir hava varsa o zaman bir puro yakıp saatlerce otururum. Cafe Landmann Ringstrasse üzerinde ve benim için özel anlamı Freud'un evine ve üniversiteye yakın olduğu için sık gittiği bir cafe olması. Ayrıca Landmann ilk açılan lüks cafe olması açısından da tarihsel bir öneme sahip. Bir de Graben üzerindeki Dorothergasse 6'da bulunan Hawelka var ki tarihi boyunca Viyana entellektüel, edebiyat ve sanat yaşamının merkezi olmuş. Bende hep dumanaltı eski Beyoğlu'nun entel olma peşindeki mekanlarını anımsatır ama haksızlık etmeyelim, bu tür mekanların Paris'teki benzer yerler ile birlikte öncüsüdür. Uzun oldu ama değinmeden geçemedim: Manner manner... her gün yerim, bol bol eve ve hediye olarak alırım. Kutularını saklar, içine kırtasiye ve kurabiye vb. koyarım. Manner'a bizdeki bakkal işi 'dokuz kat tat' olarak bilinen ürün muamelesi en yumuşak tabirle ayıp olur
) afiyet olsun...
Ben bir kere deneyeyim dedim. Kuyruk çoktu vazgeçtim. Bunca yıllık seyahatlerim ve deneyiyim bana şunu öğretti: Hiçbir yer uzun süre kuyruğa değmez. Bir alternatif hep bulunur. Kaç kere Berlin'e gittim hatırlamıyorum ama mesela iki deneme sonrası artık Gemüse Mustafa'nın yanından geçersem gülerek geçiyorum. Pek çok alternatif var. Belli ki lezzetli ve Berlin'in hipster ortamına da pek uygun
afiyet olsun..