Okurun Rotası: Nereden Başlamalı?

Bir kitabı okumaya nerede başlarsan, o kitabın mekâna özdeşleştiğine inanırım. Tatilde, deniz kenarında, en sevdiğim okuma köşemde, vapurda, bir kafede, yolculukta… Bir kitaba başladığım yer ile kurduğum aidiyet, hem kitapla mekan arasında hem de kitapla zihnim arasında bir geçit oluşturur. Bir kitapla aramızdaki ilişkiyi belirlemek, sınırları da korumak için çizdiğimiz bir mesafedir aynı zamanda. Oysa ilk cümle itibariyle yeni bir yolculuk başlar, bulunduğumuz mekanla, metnin ilk çizgisinden atladığımız anda sınır ortadan kalkar artık yeni keşfedilmemiş sulara yolculuk edilir. Yolculuğun nasıl genişleyeceğini ise bulunduğumuz mekanla kitaptaki yer arasındaki o eşik belirler. O eşikten geçmeyi de ona dönmek de artık yeni bir benliğin karşılaşmasıdır. Hiçbir şey değişmez belki ama yönler değişir, tıpkı hiçbir şeyin sabit olmadığı sürekli değiştiği gibi…

Zaman geçtikçe bir gün ya da bir yıl fark etmez; artık eskisi gibi değilizdir. Hem bulunduğumuz mekanla hem de kitaplardaki mekanlarla ilişkilerimiz değişir. Bu değişimi ilk fark ettiğimde sevdiğim bir kafede oturup aynı kitaba tekrar başladığımda hissetmiştim. Hareket halinde olan her şeyin zamanın kendi içerisindeki dönüşümüyle yeniden şekillendiğini ve bana ait olmadığını anlamıştım. Yaş alıyordum, bakışım değişiyordu ama benimle birlikte dünyada, okuduğum metinde hızla değişiyordu. İlk okumanın heyecanıyla yeniden okumanın rahatlığı arasındaki sıkışmışlık duygusu aynı olanı deneyimlemenin ve bilmenin tatlı huzursuzluğunu yaşatıyordu. Ben bunu o zaman hangi düşüncelerle okudum? Bugün hangi düşüncelerle okuyorum, biliyorum? Bu iki sorunun peşinde yeniden başladığım kitaplar oldu. Özellikle dünya klasikleri, felsefi metinler, tarih kitapları, şiirler…











