Olandan Olasıya: Hayal Kurmanın Gücü Üzerine Bir Kitap

Dünyanın geleceğine dair konuşmaya başladığımız an, hepimiz endişelerimizi peş peşe sıralamaya başlıyoruz. Yalnızlığı, birey olmayı, egoyu palazlandıran ve bunun bizim için en iyisini iddia eden popüler kültür bile son dönemde ilişkilenmek, yakınlık kavramları üzerinden kampanyalar üretiyor. Kısacası kandırıldık: Kocaman bir ego ile kendi yalnız dünyamızda yaşarken, yan bahçede, sokakta olana pek dikkat etmedik. Hele bize kucağını açan, bizi nesiller boyu besleyen gezegenin haline bir bakmak, alışkanlıklarımızın onu nasıl tükettiğini fark etmekten için biraz geç kaldık.

İklim krizinin etkilerini tam anlamıyla yaşamaya başladığımız, binbir türlü felaket senaryosunun içerisinde “daha kötü ne olabilir?” diye sormaktan usanmadığımız dönemler yaşıyoruz. Dünyadaki kaynakların tükenmesinin ve bu gezegendeki yaşam olanaklarımızın kısırlaşmasının sebebi aslında biziz. Tek sorumlu biz miyiz, hayır. Sistem ve sistemle entegre tüm kurumlar da (devlet, okul, aile vs.) dünyayı tüketmeye devam etmek üzerine kurulu. Ancak sistem, biz talep etmedikçe bu gidişi düzeltme konusunda gönüllü olmayacak gibi görünüyor. Yani bir bireyler, vatandaşlar ve tüketiciler olarak arz yaratarak sistemin, yönetimlerin ve markaların üretim anlayışlarını değiştirmelerini sağlayabiliriz. Bu, uzun vadeli ve gerçekçi bir plan, değil mi? Ya dünyayı kurtarmak için büyük ve devrimsel şeyler planlamayı ve imkânsız gibi görünen şeyleri bir kenara bırakıp hayal kurmaya başlamayı önersem? Bu size komik mi gelir? Saçma ya da absürt?









