Omelas’ı Terk Edip Gidenler: Le Guin'den Mutluluğun Tanımı

Küçük yaşlardan itibaren mutluluk hakkında sahip olduğumuz fikirler filmlerden, şarkılardan, pastoral manzaralardan alıntılarla şekillendi. Fakat bu şekiller bana her zaman şüpheli göründü. Işığı, melodileri, çiçek açan tarlaları ve neşeyi tanıdım ancak beni mutluluğun böyle göründüğüne ikna etmeye yetecek kadar keskin bir netlik, yeterince eğlenceli melodiler, renkli yapraklar ya da kalıcı sevinçler yoktu. Üstelik tüm bunlar yavaş yavaş şüphelerimi öfkeye çeviren sahte ve aldatıcı bir şey hâlini aldı. Böylece şekilsiz bir dünya anlayışı ve varoluşsal sorunlar bende gerçek ıstırap ve öfke nöbetlerine yol açtı. Toplumun önyargılarından koparılmış, kendi mutluluk tanımımı bulma yolunda birçok soru gün yüzüne çıktı. Mutluluk ne anlama geliyor? Toplumun kurallarına uygun bir mutluluğa boyun eğerken kendimizi özgürleştirmemiz mümkün mü? Eğer seçim ve özgürlük yalnızca birer yanılsamaysa, o zaman herkes ona hangi tanımı verirse versin, mutluluk herkes için bir mi? Ursula K. Le Guin, Rüzgârın On İki Köşesi kitabında yer alan; Omelas’ı Terk Edip Gidenler adlı kısa öyküsünde bu soruları ve daha pek çok soruyu soruyor.
Hikâye basit, Omelas Kasabası’nda insanlar mutlu. Evet, mutlu. Ursula K. Le Guin, bu durumunun okuyucuya şüpheli göründüğünü biliyor bu yüzden okuyucuyu da öyküye dâhil ediyor ve bu mutluluğun şehirde nasıl somutlaştığını hayal etmemiz için ısrar ediyor.










