One Battle After Another: Yakarsa Dünyayı PTA Yakar!

One Battle After Another, günümüz ABD politikası özelinde dünyada yükselen sağ ideolojilerde birlikte artan baskıcı politikalara dair sert bir hiciv barındırıyor. ABD’nin karanlık tarihi Klu Klux Klan’dan geçtiğimiz aylarda göçmen karşıtı olarak ortaya çıkan Los Angeles olaylarına kadar çok derin bir anlatı sunuyor. Sinemanın yaşayan efsanesi olduğunu her filminde tekrar tekrar hafızalara kazıyan Paul Thomas Anderson, son filmi One Battle After Another ile bu mefhumun altını yeniden kalın çizgilerle çiziyor. The Master, Kan Dökülecek ve Phantom Thread ile herkesin gönlünde taht kurmayı başaran yönetmen, son yıllarda bütün filmografisiyle sinemaseverler arasında adeta mehdi görevi görüyor. Bütün bunlar da tahmin edilebilir şekilde One Battle After Another’a dair beklentileri arşa çıkardı. Nerdeyse bütün eleştirmenlerden tam puan alan, tam puan vermeyenlerinse trollüğüne tam puan vermediklerini söylediği bir film bu.

Bir grup ‘isyancının’ ABD-Meksika sınırındaki bir göçmenlik merkezini basmasıyla açılan film, ilk andan itibaren bizi kocaman bir koşuşturmanın tam ortasına bırakıyor. İlerleyen dakikalarda temposunu ’sadeleştiren’ film, hızla Amerikan iç politikasının içine davet ediyor bizi. Bunu yaparken de yozlaşmayı ve beyaz üstünlükçülüğü buz gibi göstererek, isyancılara dair hayran ve takdir eden bir pozisyona çekiyor kendisini.











