Orhan Pamuk'un İzinden İstanbul: Güzelliklerle Dolu Bir Rota

İstanbul’u yaşamanın onlarca yolundan biri de yazarların izinden şehri gezmektir. Onların dünyasının gizemini açığa çıkaran, bazense tüm gücüyle saklayan sokaklardan geçmek. Gecenin bir vakti, boyaları dökülmüş evlerin sıralandığı rutubet kokan bir sokakta bile, sokak lambaları altında “güzelliği” aramaktır biraz da. Bu yazarların sayesinde, İstanbul’un kuytu köşelerini sevmeye değer görürüz böylece. Öyle zamanlarda şehri tam anlamıyla yaşadığımızı hissederiz. İnsanın içinde susmak bilmeyen cümleler dolanıp durur. Halbuki sadece bir bina, bazen bir pasaj, bir han, eski bir pastanedir karşımızda duran. O cümlelerde yeniden bulur insan, özlediği, yakınındayken bile uzak kaldığı şehri.

“Benim için büyük şehir hayatı demek, milyonlarca hikâyenin içinde yaşamaktır.” diyen Orhan Pamuk, İstanbul’u kitaplarının arka fonu yapmak için özel bir çaba sarf etmediğini belirtir açıkça. Hatta kendi aile hikâyesinden yola çıkarak yazdığı kitaplarında bile aslında her şeyin gerçek olmadığını, hayal ile yaşanmış olan şeylerin iç içe geçtiğini biliriz. Yine de bir yanımızla inanmak isteriz, Merhamet Apartmanı’na, Huzur Lokantası’na, bayiler toplantılarına, bir sırrı arar gibi baktığımız vesikalık resimlerinin içindeki insan yüzlerine. Pamuk’un dünyasında yeniden buluruz İstanbul’u. Neyle karşılaşacağımızı artık bilsek de kaybolmayı göze alarak. Ve en önemlisi kaybolmanın keyfine vararak.























