Kitaptan kitaba, öyküden öyküye değişiyor sanırım. Bazen bazı metinler olduğu gibi geliyor, zihnimde sahne sahne açılıveriyor, bazen de aylarca kurguyla, dille, biçimle uğraşıyorum. Benim için bir hikâyeyi anlatırken kurulan dil, kurgunun kendisinden daha önemli. Dil ve biçim bir metnin ruhunu, özünü oluşturuyor bana göre. Ne anlattığından çok nasıl anlattığına takıntılı yazarlardanım sanırım. Zaten kendi izleklerimi sürdüğümde beni heyecanlandıran, yazmayı sevdiğim belli başlı konular olduğunu görüyorum. O yüzden genelde nasıl anlatacağıma odaklanırım ve bazen bir hikâyeyi 5-6 farklı biçimde yazarım, hangisi anlatının ruhunu tam olarak yakalayıp yansıtıyor görmek isterim. Bazen birini seçerim ama çoğunlukla oturup başka bir biçimde yeni baştan yazarım. Bu gerçekten de yorucu, uzun ve zorlayıcı bir süreç ama başka türlüsünü bilmiyorum.
Kitapta kadın annelikle ilgili kendini hayli sıkışmış hissediyor, hem anne hem kendi olamadığı için büyük de suçluluk yaşıyor aslında. Kadının fiziksel doğurganlığı ve yaratıcılığı arasındaki ilişkiye dair yorumunuz nedir?
Farkında mısınız, kadınlar olarak en yoğun hissettiğimiz duygu suçluluk. O kadar çok sorumluluk yüklenmiş ki üzerimize ve toplum akbaba gibi üstümüzde, salt kendimiz için yaptığımız küçücük bir şeyden zevk alırken bile kendimizi suçlu hissediyoruz. Bu kadınlara yapılmış çok büyük bir haksızlık. Bunun yanında, toplumun anneliği kutsamasını ve çocuğun tüm sorumluluğunu kadınlara yıkmasını da başka bir haksızlık olarak görüyorum. Kadınlara atfedilen roller çok acımasız ve bu rollere uymayı reddedenler hemen yaftalanıyor, kötüleniyor, dışlanıyor. Bu çok adaletsiz bir bakış açısı. Kadını anne, eş, işkadını, vb. olarak etiketlemek onun benliğini yok saymaktır, onu hiçe saymaktır; sen burada dur, verdiğimiz rolü oyna, sesini çıkarma, demektir; onu baskılamak ve engellemektir ve en çok da kadının ruhunu öldürmektir. O zaman bu noktada soru sormak da elzemdir: Neden dünyanın yükü kadınların sırtında? Neden kadına taşıyamayacağı kadar çok sorumluluk veriliyor? Neden kadınlar sürekli suçlanıyor? Neden her alanda, her daim engellenenler kadınlar oluyor? Cadı avları bitti mi sanıyoruz? Ortaçağ’da mı kaldı? Her gün acımasızca öldürülen kadınlara bakarsak yanıtları açık seçik bir biçimde görebiliriz. Keşke görecek bir şey olmasaydı ama artık gözlerimizi başka bir yere de çeviremeyiz.