Patagonya: Dünyanın Sonuna Yolculuk

Ray Bradbury’nin meşhur distopik romanı Fahreneit 451’de ana karakter Montag, dünyayı keşfetmenin keyfine vardığında “Dünyayı dolaşın, görebileceğiniz bütün rüyaların en muhteşemi” der. Güney Amerika’nın Antartika’dan önceki son durağı, Arjantin ve Şili sınırdaşlığındaki Patagonya’ya yaptığımız seyahat, bu cümlenin gerçek karşılığı gibiydi.

Dağlardan dökülen buzullar, ansızın kendini gösteren sürprizli gökkuşakları, nefes kesen gündoğumu ve günbatımları, bulutların sizi gerçeklikten koparan renk oyunları, göllere akan şelalelerle Patagonya’ya çarpılmamak imkansız. Guanacaların, tavşanların, deve kuşlarının yollara koştuğu, ormanlarında her an bir puma ile karşılaşma ihtimalinin heyecanıyla yürüdüğünüz, muhteşem trekking rotalarına ev sahipliği yapan, 2 kilometrekareye 1 insanın düştüğü, yer yer 120km’ye varan hızıyla rüzgarın ayaklarınızı yerden kestiği bu ıssız ve uçsuz bucaksız topraklarda gerçeklik algınız da parçalanıyor. Patagonya tıpkı bir düş diyarı gibi, eşsiz bir coğrafya!












