Pinchas Zukerman: Klasik Müziğin Zamansız Virtüözü

“Müzik benim için sürekli keşif ve yenilenmedir. Sahneye her çıkışımda yeniden doğarım ve bu duyguyu dinleyiciye aktarmaya çalışırım.” diyor, Pinchas Zukerman. Bir çocuk düşünün; Tel Aviv’in tozlu sokaklarında, babasının kemanından yükselen klezmer melodileriyle büyüyen, müziği su içmek kadar doğal bulan bir çocuk. 1948’de doğan Pinchas Zukerman’ın ailesi, Polonya’daki pogromların ardından hayatlarını kurtarmak için zorlu bir yolculuğa çıkmış; trenle Berlin’e, oradan bir tekneyle Tel Aviv’e kadar uzanan bu yolculuk yapmışlar. Ben de 27 Nisan Pazar günü gerçekleşecek konser öncesinde virtüözün ilham verici kariyerinden biraz bahsetmek istiyorum.

O yıllarda dünyada savaşlar şekil değiştirmişti ama henüz dinmediği zamanlardı. -Tıpkı günümüzdeki gibi- Haritalar yeniden çiziliyor, ülkeler doğuyor, bazıları susarken bazıları inliyordu. Savaşın kazananı olmazdı, bunu en iyi çocuklar bilirdi; evlerinden ayrılanlar, dilini unutanlar, bir melodide sığınak arayanlar. Zukerman gibi. Müziğe olan ilgisi babasının elinden tutuğu flütle başlamış ama sekiz yaşında kemanla tanıştığında, o titreşimli tınıyla birlikte bir ömür sürecek aşk da başlamış. Tel Aviv Konservatuvarı’nda Ilona Feher’in öğrencisi olarak yeteneği hızla parladı. 1962’de Isaac Stern ve Pablo Casals gibi müzik devlerinin dikkatini çekti ve onların desteğiyle Juilliard School’da Ivan Galamian’la çalışmak üzere New York’a gitti. Bu, sadece bir müzik eğitimi değil; ailesinden kopuş, kültürler arasında bir geçiş, çocukluktan dünya sahnelerine adım atıştı. “13 buçuk yaşımda New York’a geldiğimde hiçbir şey bilmiyordum ama müzik bendeydi” diyor Zukerman, yıllar sonra verdiği bir röportajda.









