Yukarıda Robert Browning’in dizelerinin de ifade ettiği gibi İtalya’nın İngiliz Edebiyatı’nda çok önemli bir yeri vardır. Özellikle de Romantik İngiliz Şairleri’nin yaşamında ve dolayısıyla da şiirlerinde İtalya’nın etkisi çok yoğundur. Biraz iddialı olsa da denilebilir ki Romantik İngiliz Şiiri ana vatanının rüzgarlı, yağmurlu ve sisli yeşil düzlüklerinde veya kasvetli şehirlerinde değil Toskana’nın güneşli kırlarında, Akdeniz’in güneşle yıkanmış sahillerinde, Güney İtalya’nın vahşi, avare ama alabildiğine çekici yaşam tarzında, Floransa’nın, Siena’nın, Pisa’nın ve Roma’nın tarih ve sanat dolu meydalarında yazılmıştır. Romantik İngiliz Şiiri’nin izleklerinin oluşmasında İtalya’nın vahşi güneyinde yaşanan maceralar, doğal, kültürel ve tarihi güzellikler, Akdeniz Sahilleri, yemekler ve elbette trajediler çok etkili olmuşlardır.
İtalya’nın İngiliz Şiiri’ndeki bu etkisi gerek Romantik gerekse de Viktoryen olsun 19. Yüzyıl İngiliz Şiiri’nin en önemli isimleri arasında yer alan Percy Shelley, Mary Shelley, Lord Byron, Robert Browning, Elizabeth Barret Browning ve elbette John Keats’in İtalya ile kurdukları derin ilişkiler sayesinde gelişmiştir. Bu büyük şairlerin çoğu İtalya’da ölmüş ve oraya gömülmüşlerdir. Pecy Bysshe Shelley 29 yaşında, Ligurya Kıyıları yakınlarındaki Spazia Körfezi’nde Livorno’dan Lerici’ye dönerken yakın dostu Lord Byron’a bir saygı duruşu olarak ‘Don Juan’ adı verilmiş teknesiyle geçirdiği ve bugün hala üzerine pek çok speküslasyonun yapıldığı bir kaza sonu sonucu ölmüştür. Yakıldıktan sonra külleri Roma’daki Prostestan Mezarlığı’nda saklanmaktadır. Robert Browning Venedik’te, Elizabeth Barret Browning ise Floransa’da ölmüşlerdir. İngiliz Edebiyatı’nın en büyük, en aykırı, en sansasyonel ve en ‘bohem’ şairlerinden Lord Byron ise Don Juan’ın büyük bölümünü yazdığı ve uzun yıllar yaşadığı İtalya’dan ayrılıp hayatına bir anlam vermek amacıyla İtalya’daki La Dolce Vita’nın sıkıcı avareleğini ve hedonizmini geride bırakıp Yunan İsyanı’na katılmak üzere Yunanistan’a gitmiş ve orada ölmüştür. Yaşamları boyunca onlara ve sanatlarına sadece fiziki değil ruhani bir ev sahipliği de yapan bu ülke öldükten sonra da bu büyük edebiyatçılar için ilahi bir ev sahibi olmaya devam etmektedir. Onlar, İngiltere’nin olduğu kadar İtalya’nın, bu güzel ve büyüleyici ülkenin de değerleri haline gelmişlerdir.
İngiliz şairlerin İtalya ile kurdukları bu derin ilişki uzun bir makalenin değil; ciltler dolusu kitapların konusu olacak kadar kapsamlı analizleri hakediyor. Nitekim meraklısı için bu konuda okunabilecek pek çok değerli inceleme var. Dolayısıyla bu yazı bu tarihsel dönemin çok kısa ama kısa olduğu kadar özel bir bölümünü; sözü edilen şairler içinde İtalya ile en kısa ama belki de en trajik tecrübeyi yaşamış olan John Keats ve Keats’in Roma’da son günlerini geçirip son nefesini verdiği mütevazi ama mütevazi olduğu oranda da etkileyici Keats/Shelley House hakkında birkaç söz söylemeyi amaçlıyor.