Kalbinin kapılarını sık sık araladığını ve hemencecik aşık olduğunu bildiğimiz Sabahattin Ali, Konya’da öğretmenlik yaptığı sırada aklında hala Nahit Hanım vardı. Vardı var olmasına ama Yeni Anadolu gazetesinde yayınladığı “Bir Kadın Dalaveresi” okuyucularına Beria adını verdiği gizli aşkından söz etmişti bile. Kimse hikayesine gizlediği Beria’nın gerçek biri olduğunu bilmiyordu. “Narin, beyaz tenli, kumral dalgalı saçlı” diye tarif ediyordu yeni aşkını dostlarına Sabahattin Ali.
Vakit kaybetmeden Pertev Boratav’a mektup yazdı, aşkına karşılık bulduğunu söylüyordu mektubunda, Konya’da yakın gördüğü kişilerden yardım istedi ve en sonunda Melahat’ın ailesine konuyu açtılar. Açtılar açmasına ancak kader de aşk da yine O’nun tarafında değildi. Bu hikayenin sonunda da diğer tüm hikayelerinin sonunda olduğu gibi, Sabahattin Ali aşkını kapılarını sık sık araladığı kalbine gömmek zorunda kalmıştı; Melahat’in ailesi bu beraberlik isteğine kesin bir dille karşı çıkmıştı. Bu hadiseden sonra Melahat de derinden etkilenmiş olacak ki, öğretmenine karşı olan tavırları buz kesmişti. 25 yaşındaki genç Sabahattin Ali bir kez daha aşk yüzünden yıkılmış, hayal kırıklığına uğramıştı. Aynı günlerde İki Gözü Ayşe’sine derdini, kalbinin kırıklığını anlattığı bir şiir içeren mektup yazdı. Bu, Melankoli şiiriydi.
“Ne bir dost ne bir sevgili
Dünyadan uzak bir deli
Beni sarar melankoli
Kafamın içerisi ölür.”