Huzur Veren Detaylarla Santorini

Motorla yol alırken sayısız üzüm bağlarına, zeytin ağaçlarına, oradan oraya koşan köpeklere ve motorla yanımızdan geçen insanlara bakıyorum. Santorini’deyim, rüzgar arkamızda, güneş batıda ve volkanik dağlar solumuzda kalıyor. Gördüğüm görüntüleri kaydetmeye çalışıyorum kafama. Hepsi birer fotoğraf gibi, her kare huzur dolu. Bir kısmı siliniyor, bir kısmı da asla gitmeyecek şekilde gözümün önünde yerlerini alıyor. Zeytin ağaçları kusursuz ve milliyetsiz duruyor. Hakkında “bize mi “onlara” mı ait acaba?” diye tartışarak yılları geçirdiğimiz kahveden, rakıdan, baklavadan ve cacıktan daha gerçekler. Tatları yok, ırkları yok, isimleri yok. Yalnızca zeytin ağacı hepsi. Aralarında fısıltı ile konuşuyor gibiler, rüzgar da onlara eşlik ediyor.

6000’e yakın sayıda olan Yunan Adaları’ndan hangisine gideceğimiz belli olur olmaz, araştırmalara giriştim. Kimi Santorini için çok “turistik” diyordu, kimi çok “pahalı”, kimisi de çok “romantik”. Aslında hepsinin ve hiçbirinin olmadığını gördüm. İnsan tatiline dilediği gibi şekil verdiği sürece, meğer gittiğin yer de istediğin gibi şekilleniyormuş. Hem en turistik yerini gördük bu adanın, hem en sakin köy yerlerini, hem çok ucuz esnaf lokantalarında yedik, hem de pahalı tavernalarında… Bazen turuncu gün batımıyla romantik olan ada, bazen çok eğlenceli ve çok çılgın olabiliyordu. Kısacası kafamıza göre şekillendirdiğimiz Santorini gezimizi aldığım tüm notlardan kopya çekerek, işte burada aktarıyorum.
























