Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Facebook’taki hakkınızda bölümünde yazan, “1990 yılında doğdu ve 2011 yılına kadar İstanbul’da büyüdü ve daha sonra şarkı söylemenin büyümekten daha ilginç bir aktivite olduğu kararını aldı.” ile başlayan biyografinizden başlayalım. 2011’de neler oldu? Şarkı söylemekle büyümek arasında sizin için nasıl bir zıtlık var?
Üniversitede peyzaj mimarlığı okudum, ilk sene bol sanatlı ve çizimli geçtiği için çok mutluydum. İkinci sınıfa geldiğimde artık olayın sanatla bir alakası kalmamıştı ve üretimlerimizin yaşadığımız hayatla sınırlandırılışı beni mutsuz etmeye başladı sanırım. Bütçe hesaplamaları, müşterilerin saçma istekleri, tasarımdan çok tasarrufa değer verilmesi vs… Yaptığım stajlar da üstüne tuzu biberi oldu. Bu, kendime bir ses kartı ve mikrofon alıp kafama göre müzik yapmaya başladığım döneme denk geliyor. Galiba kaçış gibiydi bu, bana doğru yaklaşan sıkıcı hayattan bir kaçış. Resmen kurumsal hayata adım atmaya başlarken ayaklarım geri geri gitti, fütursuzca yapmayı sevdiğim şeyi yaptım.
Üniversitedeyken müzik eğitimi de alıyor muydunuz? Sofar Sounds’a kadar geçen süreci nasıl anlatırsınız?