Sentimental Value: Duvarların Dili Olsa da Konuşsa

Oslo Üçlemesi ile kalbimizi fetheden yönetmen Joachim Trier ve uzun süreli ortağı senarist Eskil Vogt, üçlemenin tamamlanmasının dört yıl sonrasında, sezonun en merak edilen ve en heyecan verici filmlerinden biri ile çıkageldi: Sentimental Value. Üçlemenin son filmi The Worst Person in the World’ün başrol oyuncusu Renate Reinsve’nin Stellan Skarsgård ve Elle Fanning ile buluştuğu film, annelerinin ölümünün ardından, yabancılaştıkları babalarıyla yeniden bir bağ kurmaya çalışan iki kız kardeşin hikayesini anlatıyor. Filmi, 1 ay arayla iki kez yıldızların altında izledim — önce Saraybosna Film Festivali galalarında, ardından Ayvalık Film Festivali açılışında…

2006, 2011, 2021: İki yeniyetme yazarıyla Reprise, küllerinden doğmakla tamamen yok olmak arasında gidip gelen karakteriyle Oslo, 31. August ve 20’lerinin ikinci yarısında geleceğe dair hiçbir fikri olmayan Julie’siyle The Worst Person in the World. Trier ve Vogt‘un senaryoları, hayatın küçük detaylarıyla sarmaladığı sıradan insanları epik öykü kahramanlarına dönüştürür. Oyunlar oynatır onlara, ve bize, tanıdık hislerin aslında ne anlama geldiğini bazen o güven veren dış sese dikte ettirir, bazen kendiniz yakalayın der. Camdan sızan ışıklar bir başka süzülür. Oslo Üçlemesi’nin her adımı, “ya farklı olsaydı”lar, ikinci şanslar, ayrılık acıları ya da erken vedalar boğazları düğümlediğinde dahi kocaman gülümsetir. Hiç gitmeyip görmediğim Oslo’nun, o balkonlardan farklı göründüğünü hissettirir. Sırasıyla, yazmak ile, hayat ile ve duygusal ilişkiler ile olan bağımı, ilişkimi ve deneyimlerimi gözden geçirmeme yol açan bu üç filmin yeri bende apayrıdır. 5 yıldır yatağımın üzerinde asılı olan “Dünyanın En Kötü İnsanı” afişi, duvarı ve çerçeveyi koşarak aşmaya çalışan Julie’nin suretinde sanki bir film afişinden çok bir aynadır hatta.













