Serhan Akıncı ile: Pigalle’in Ardındaki Hikâye Üzerine

Bir cumartesi günü arkadaşlarımla Pigalle’e kahvaltıya gittik. Sokağa bakan tarafta oturduk; dışarıdaki hareketlilik ve Pigalle’in sakin atmosferi bir araya gelince masamızda çok keyifli bir cumartesi ritmi oluştu. Mekânın özenli atmosferi, sıcak servis dili ve masaya gelen tabakların sade ama iştah açan sunumu, kahvaltıyı aceleye gelmeyen; uzun uzun sohbet ederek keyfi çıkarılan bir deneyime dönüştürdü. Benim için Pigalle kahvaltısı tabağımızdakilerden öte, mekânın genel hissiyle de akılda kalan bir deneyimdi. Masaya gelen ürünlerde kaliteli malzeme seçimi, sade ama şık tabaklar ve kahvaltıyı ağırlaştırmadan zenginleştiren bir denge dikkat çekiyordu. Hem yediklerimiz hem de mekânın ruhu çok keyifliydi. Bu yüzden Pigalle’i yalnızca kahvaltısıyla değil, arkasındaki bakış açısıyla da anlatmak istedim. Yazının devamında Pigalle’nn sahibi Serhan Akıncı ile bir röportaj yaparak kendisini, Pigalle’in hikâyesini ve farklı mekânlarında kurduğu gastronomi anlayışını daha yakından tanıyalım istedim.

Serhan Bey, sizi biraz daha yakından tanımak isteriz. Bugün baktığınızda sizi bu dünyaya çeken ilk his neydi; yeme-içme yolculuğunuz nasıl başladı?












