Sıcak Kafa: Netflix'ten Bir İstanbul Distopyası

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan dizi, ülkemizde benzer bir örneği olmayışıyla beraber gündeme hızlıca oturdu. Netflix’in alışageldik kodlarından sıyrılmaya çalışmayan Sıcak Kafa, İstanbul tasviriyle özgünleşen, senaryosuyla aksayan bir anlatı kuruyor. Konuşarak yayılan bir salgın hastalığın esir aldığı dünyada geçiyor. Salgın denince akla ilk gelen öğelerden biri olan maskelerin yerini ses geçirmeyen kulaklıkların aldığı, şehrin güvenli ve güvensiz olarak bölgelere ayrıldığı hikayede, ana karakterimiz ise virüse bağışıklık geliştirdiği düşünülen bir dilbilimci. Afşin Kum’un aynı adlı romanında uyarlanan diziye Netflix’ten erişmek mümkün. Yazıda herhangi bir spoiler bulunmamaktadır.

Ana karakterini virüse dayanıklı bir dilbilimci olarak belirleyen hikayenin ilerleyen aşamalarda türe ait klişelerden uzaklaşıp, risk alıp, önceden adımımızı atmadığımız yerlere temas edeceğini umuyordum fakat maalesef istediğimi pek de bulamadım. Konuşarak bulaşan bu hastalığın belirtisi: Hastanın virüsü kaptıktan sonra abuk sabuk konuşmaya başlaması. Buna da “abuklama” ismi verilmiş. Kahramanımız dilbilimci Murat, istemeyerek de olsa kendisine biçilen kurtarıcı rolüne ayak uydurmaya çalışıyor. Kendisi abuklayamamakla beraber, abuklayan birine maruz kaldığında kafası ısınıyor. Evet, kafası vücudundan ayrı bir parçaymışçasına ateşi çıkıyor. Bunun hastalığın ilacı olabileceğini düşünen bazı kişiler de, Murat’a istemediği kurtarıcı rolünü biçen kişilerle aynı.










