Aristoteles Poetika adlı eserinde sanatı tanımlayarak sözlü sanatın, özellikle şiir sanatının analizini yapar. “Taklit etme insanlarda çocukluktan itibaren doğal olarak ortaya çıkar, insanları diğer hayvanlardan ayıran şey taklit etmeye en yatkın hayvan olmaları ve ilk öğrendiklerini taklit yoluyla öğrenmeleridir, ayrıca bütün insanlar taklitlerden hoşlanır,” diyerek tüm sanatların taklitten doğduğunu, şiir sanatının da taklitlerle oluştuğunu ifade eder. Yani sanat var olanın yeniden üretilmesidir. Aynı zamanda taklidin yalnızca insanlara özgü olduğunu belirttiği bu tanımla bize şiir sanatının tüm insanların paylaştığı ortak ve temel güdüler üzerine doğduğunu anlatır.
Aristoteles yine aynı eserinin bir cümlesinde “katarsis” terimini kullanır fakat bu kavramın tanımını yapmaz. Arınma anlamına gelen Katarsis, bir çeşit çözülme durumudur. Aristoteles’ten sonra bu terimi psikanalizin kurucusu Sigmund Freud, Cinsellik Üzerine adlı eserinde ruhsal çözülme olarak ifade eder ve kuramında kullanır. Katarsis; duygularını bastırmış, kendisini ifade edemeyen ve bunun neticesi olarak acı duyan bireylerin, çeşitli semboller (sözel, görsel) sayesinde kendini açtığı, duygusal boşalım yaşadığı andır. Bir sembol, bir temsil yaratarak bilinçdışına dokunur ve böylece daha derinlemesine bir keşif sunar. Bu keşfin sonunda bireyler rasyonel gerçekliğe ulaşır. Çözümler ve cevaplar bu şekilde ortaya çıkar. Yani Aristoteles ile gelen bir kavram olan katarsiste sanat terapisinin bir biçimini görüyoruz. Bildiğimiz şekliyle sanat terapisi, psikanalizle birlikte yirminci yüzyılda şekillenmeye başladı. Nitekim, bugün hâlâ sanat terapisinde kullanılan Freud’un öğretileri bu terapi biçiminin temelini oluşturuyor.
Filozof Martin Heidegger, “Dil, varlığın evidir” der. Ona göre kelimeler ve kelimeler arasındaki ilişkiler varlığımızın yapı taşlarıdır çünkü kelimelerle düşünürüz. Böylece dil ne kadar zenginse, düşünüş de o kadar zengindir. Ama şiir dili diğer sözlü sanatların en ileri noktası olabilir. Şiir; düşünme, herhangi bir duyguyu deneyimleme ve açığa çıkarma yeteneğidir. İmgeleriyle varlığın en eksiksiz hâlini ifade eder. Bu nedenle şair gerçeği yakalayan ve arındıran meditasyoncu gibidir. Şair duygularını ifade ederek arınma ve rahatlama yaşarken okuyucuya da şiirleri aracılığıyla özdeşim kurdurarak arınma yaşatır.