Aslında daha kırılgan olduğu konusuna katılmıyorum. Eskiye oranla kişisel alana daha fazla saygı gösterildiğini bile düşünüyorum, ama bu yöndeki talep geçmişe nazaran o kadar büyük bir artış gösterdi ki, mütemadi bir ihlal hali hissinin de yaygın olması anlaşılır bir durum. Biz kişisel alan ihlallerinin, çok da rasyonel bir zemine oturmamasına dikkat ettik. Bunun iki nedeni var: İlki, gerçek hayatta da bu tür ihlaller çoğunlukla kişisel takıntılar ya da içsel dengesizlikler üzerinden şekilleniyor. İkincisi ise, takıntı gibi irrasyonel ögeler meseleleler dair objektif bir çözümü olanaksız kılıyor. Bu durum karakterlerin ilişkilerinde hem daha insani hem de daha ikircikli bir zemin oluşturuyor, bu da bize anlatım açısından daha zengin bir alan açtı.
Macit, kent hayatının içinde yalnızlaşmış ve yaşlanmış bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Bu karakter üzerinden yaşlılık, kentleşme ve aidiyet meselelerini nasıl tartışmak istediniz?
Yaşlılık, başlı başına trajik bir durum. Akranlarınızı bir bir kaybediyorsunuz, hareket kabiliyetiniz azalıyor, sağlığınız daha kırılgan bir hal alıyor, kısacası yaklaşan sonun işaretleri yavaş yavaş beliriyor. Bu emareler de bir tür hazırlık sürecini tetikliyor ki, bu başlı başına çok gizemli bir hâl: Bir insan ölüme nasıl hazırlanabilir? Macit bu noktada alışılmışın dışında bir karakter. Kendi gözlemime dayanarak —özellikle Türkiye’de— yaşlı bireylerde ölümle ilgili bir kabulleniş, onu bekleme hali ve tevekkül yaygındır. Macit ise bunun tam tersi bir refleks gösteriyor. Edilgenliği reddeden, hayatı hâlâ şekillendirmeye çalışan biri. Onun bu alışılagelmedik hallerinin de izleyiciye yeni kapılar araladığını, hem Macit hem de diğer karakterlere nispeten peşin hükümsüz yaklaşmasını mümkün kıldığını ummak isterim. Kentleşmenin ise sosyo-ekonomik konumu itibariyle Macit’in gündeminde kayda değer bir yer işgal etmediğini söyleyebilirim. Çünkü Macit, yaşadığı ev olsun, girip çıktığı başka mekanlar olsun, bunları seçme özgürlüğüne sahip ve bu bağlamda da toplumun geneline kıyasla imtiyazlı bir konumda. Aidiyet meselesi ise bence filmin temel taşlarından biri. Sadece Macit değil, tüm karakterler üzerinden kurmaya çalıştığımız bir tema bu. Sonuçta, Berna’nın vefatından sonra şekillenecek yeni düzen, karakterlerin birbirlerine duyduğu —ya da duymakta zorlandığı— aidiyet duygusu üzerinden belirlenecek.