Sosyal Medya: Dijital Bir Terapi Yöntemi mi, Yoksa Kölelik mi?

Kendimizi en rahat hissettiğimiz yer, ne evimiz ne de yaşadığımız yer. Kendimizi en çok olduğumuz gibi göründüğümüz yerlerde değil, olmak istediğimiz gibi görünebildiğimiz yerlerde iyi hissediyoruz. Her ne kadar dijital evimiz diyebileceğimiz sosyal medya hesaplarımızın çoğu zaman hayatlarımız hakkında gerçekleri yansıtmadığını zaten uzun zamandır konuşsak da; dijital dünyanın bizi yatıştırdığı ve kendimizi daha iyi hissettirdiği bir o kadar doğru. Online hayatımız, bir nevi terapi işlevi görüyor. Fakat kontrolden çıkan her güç gibi dijital terapinin de ucunu kaçırmak onu zararlı bir hale getirmiş olabilir mi?

Başlangıçta yorgun bir anımızda eğlenceli bir Instagram hikayesi paylaşımının bize ne kadar iyi geldiğini ve günün yorgunluğunu unutmamıza yardımcı olduğunu fark ettik. Paylaşım yaparak kendimizi daha iyi hissetmemizin hemen ardından, “influencer”ların yarattığı “mış gibi” akımına katılıverdi bazılarımız. Hem spor yapan, hem restoran keşfeden hem evde mumlarda sadelik peşinde koşan, hem de mekanlarda sabahlayarak günü karşılayan ve her şey olmaya çalışan modern insanlara dönüşmek canımızı yakmaya başladı.









