MS: Denedim. Kurslar ve eğitim veren okullar var. Ama orada yalnızca tekniği öğreniyorsunuz. Tekniği geliştirmek tamamen sizin elinizde. Sonuçta size model öğretmiyorlar. Ne kadar çok ürün tasarlarsanız kendi tekniğinizi geliştirebiliyorsunuz, yaratıcılığınıza kalmış. Herkes bir şey yapar ama yaratıcılığınızı kullanmak size kalmış. Teknikler, kayıp mum tekniğİ, telle ürün yapmak, plaka/astar çalışmaları gibi.
A: 2013 yılında aldığınız camdan boncuk yapımı eğitiminden bahsedebilir misiniz? Aslında takılarınızda cam kullanmıyorsunuz ama size mutlaka bir katkısı olmuştur bu eğitimin. Bize anlatabilir misiniz?
MS: On beş, yirmi gün süren bir eğitimdi. Farklı düşünebilmek için, işimde ne yönde ilerleyebilirim diye düşünerek böyle bir şey deneyimledim. Gördüm ki o tamamen başka bir şey. O konuda yoğunlaşmanız lazım. Cam farklı objeler, örnek olarak heykeller yapılacaksa apayrı bir alan. Ama ben en fazla cam boncukla takılarımı yapabilirim. Fakat ben daha çok minimal şeyleri sevdiğim için takılarımda camı kullanmıyorum. Eğitimin de verildiği mekan, Beykoz Cam Ocağı. Bir vakıf. Beykoz Cam Ocağı hem konumu hem de yapılan işler anlamında çok özel bir yer. Riva Deresi’nin kıyısında. Mekanın varlık hikayesi de çok özel. Orayı kuran Yılmaz Yalçınkaya, yurt dışında dolaşırken benzer bir mekan görüyor ve Türkiye’de böyle bir yer neden olmasın diye düşünerek bütün varını yoğunu bu mekanı kurmak için ortaya koyuyor. Dünyanın her yerinden değişik cam sanatçıları geliyorlar. Hem eğitim veriliyor hem de gösteri yapılıyor. Üretilen ürünler satılıyor. Rüya gibi bir yer, yapılanlar daha sanatsal. Biz sadece iki veya üç Türk’tük ama büyük çoğunluk yabancıydı ve o insanlar yıllık tatillerini denize girerek veya başka bir şekilde geçirmek yerine Beykoz Cam Ocağı’nı bularak orada değerlendirmeyi seçmişler. Bu açıdan da etkileyiciydi.