Hiçbir Şey Yapmamanın Hafifliği: Tembellik Felsefesi

“Tembellik yapma!” Belki de çoğumuzun çocukken en sık duyduğu cümlelerden biri buydu. O günden beri, hiçbir şey yapmadan geçen anları kendimize bile açıklamaya çalışır olduk. “Yoruldum da biraz uzandım”, “Bugün hiç modumda değilim” ya da “Kafamı toplamaya çalışıyorum…” Oysa bazen sadece durmak isteriz. Sessiz, sade, amaçsız. Üretmeden ya da tüketmeden… Sadece yavaşlanmanın keyfine varabilmek. Her anımızı koşar adım yaşadığımız bu günlerde peki sizce “tembel olabilmek” ne kadar mümkün?

Boş Durmak = Tembellik mi?
Bir şey yapmadan geçirdiğimiz anlar çoğu zaman “boşa geçmiş” gibi algılanır. İnsanın canını sıkar. Zaten bir şeyler yapabildiğimiz zamanımız da sınırlıdır. Kendimize izin verirsek, tembellik bize zamanın başka türlü akabileceğini ve verimliliğin aslında eksiltmekten değil, çoğaltmaktan geçtiğini hatırlatır. Bilinenin aksine “boş anlar” diye nitelendirdiğimiz zamanlar, hiçte boş değildir. Zihnimizin kendini toparladığı, vücudumuzun yeniden başlatma tuşuna bastığı; zihinsel ve bedensel olarak aslında ihtiyacımız olan anlardır.












