Tezer Özlü: Hüzünlü Bir Kadınla Yaşamın Ucuna Yolculuk

Yaklaşık bir yıl önce öyle savunmasız, edilgen, korkulu ve mecburi şeylerin üst üste geldiği bir dönemde, hayatımın sonraki tüm dönemlerine etki edecek izleri aldığım bir zamanda, Tezer Özlü’nün Ferit Edgü’ ye yazdığı mektuplarında kayboluşum. Tezer Özlü ile yakın arkadaştı Ferit Edgü. Edebi ve içsel cümlelerin bir arada harmanlandığı mektuplarda, Tezer’ in bir küçük gölgesi gibi hissediyordum bazı satırlarda kendimi… Fazla farkındaydı, fazla gerçek. Toplumdan en başından beri kendini ayrı tutan, “deli” denilen bir kadındı. Sağda solda sözlerine denk geldiğim, hüzünlü bakan naif gözlerinin altındaki ince dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme olan, incecik bir kadındı belli ki ama kimdi?

Her şeyin sonundaydım onu tanıdığımda, elimde “Her şeyin sonundayım”, Ferit Edgü mektupları kitabı. Diyordu ki Ferit Edgü önsözünde: “Genç okurlar, bu iki kitapta, bastırılmış başkaldırılarını, özgürlük tutkularını, yalansız bir dünya özlemlerini buldular. Yazmanın yalnız estetik bir sorun değil, aynı zamanda etik bir sorun olduğunu gördüler.” Mektuplar bitince işte o iki kitap; çocukluğunu anlattığı Çocukluğun Soğuk Geceleri ve artık yetişkin yaşamını, içindekileri kim ne der diye düşünmeden, yargılanmaktan korkmadan, öylece anlattığı Yaşamın Ucuna Yolculuk kitapları benimleydi. Gitgellerini nasıl bu kadar açık anlatmıştı? Yargılanmaktan hiç korkmadan, olduğu halini nasıl böyle düpedüz, çırılçıplak, çekinmeden, sert ve dik… Onu artık daha iyi anlamaya başlamıştım. Onun kadar yaşamın ucuna gidemeyecek bir ben, onun gibi olabilme ihtimalimden korkarak okumuş, asla yanlış olmayan halinin toplum tarafından bastırılma çabalarını kıyıdan kendimi izler gibi izlemiştim.












