The Dog Stars: "Yaşamak mı, Yoksa Sadece Hayatta Kalmak mı?"

Ridley Scott’ın 88 yaşında hâlâ aynı iştah ve görsel disiplinle kamera arkasına geçip distopik bir atmosfer kurması, sinema dünyası için başlı başına saygı duyulması gereken bir durum. Peter Heller’ın 2012 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan The Dog Stars, yönetmenin son yıllarda aksiyon ve tarihî epiklerle tuğla döşercesine ördüğü filmografisinde çok daha farklı, içe dönük bir yerde duruyor. Beklentileri ne yönde ayarlamamız gerektiğini tam anlayamadık bu filmle ilgili zira duygusal yönü mü aksiyon tarafı mı yoksa distopyası mı ağır basacak hiç anlaşılmıyordu fragmanlardan. Fragmanların başarısızlığından sonra benim ümidim kırılmıştı fakat izledikten sonra sürpriz bir şekilde sevdim filmi. Ridley hocanın son yıllardaki filmleriyle aram pek iyi değil ama ufak bir barışma yaşandı sayılır artık…

Küresel bir salgın ve ardından gelen felaketlerin dünyayı nüfussuz, ıssız bir enkaza çevirdiği o tanıdık post-apokaliptik fonda açılıyor hikâye. Bir hangar, eski bir Cessna uçak, bir köpek ve iki adam. Jacob Elordi’nin canlandırdığı Hig, trajik bir kaybın ve geçmişin yasını tutarken Josh Brolin’in hayat verdiği Bangley, yeni dünyanın paranoyak ve acımasız kural setini temsil ediyor. Filmin ilk yarısı, Ridley Scott’ın kamerasını kasıtlı olarak bir iç hesaplaşmaya dönüştürdüğü yer. Scott, dışarıdaki felaketten ziyade, felaketten sonra ayakta kalan insanın içine bakma derdinde. İlla “sizi size anlatacağım” diyor.









