The Killer: David Fincher’dan Bir Kiralık Katil Hikayesi

Roger Ebert, Fight Club üzerine yazdığı yazıda Fincher’in Alien 3’ü için ‘gördüğüm çok iyi gözüken en kötü filmlerden biri’ der. The Killer da böyle bir riski barındırıyor elbette. Klişe, çok derinlikli olmayan bir senaryo, ki bir çizgi-romana dayanıyor olması karakterin tek boyuta indirgenmesinin ve derinlikten yoksun olmasının nedenlerinden biri olarak görülebilir, ortalara doğru sıkıcılığa doğru sürüklenen anlatısıyla aslında film tehlikeli sulara doğru ilerlemeye; bir ayağı aksamaya ve topallamaya başlıyor ama onu düşmekten, kötü bir film olmaktan kurtaran birkaç önemli faktöre tutunmayı başarıyor.

Düzenli yazdığım Dedektif Dergi’nin ‘Kiralık Katiller Özel Sayısı’ için kaleme aldığım ‘Kiralık Katiller ve Filmler’ başlıklı yazıdan hemen sonra kuşağının en yetenekli, en önemli ve özgün yönetmenlerinden David Fincher’ın son filmi The Killer’ın da bir kiralık katil hikayesi olması bu yazıyı yazmama yol açtı. Uzun zamandır tek bir film üzerine bir tür ‘film eleştirisi’ yazmayı bırakmıştım ama Dedektif Dergi’deki yazıya hazırlık amacıyla kiralık katil temalı filmler üzerinde düşünüp, bazı filmleri ilk bazılarını da yeniden seyredip bu kadar ‘kiralık katil sineması’ ile dolduktan sonra Fincher’ın filmi üzerine yazmasam olmazdı.











