Tutkulu bir adanmışlığın ete kemiğe bürünmüş hali Payton’ın hayal edilmemiş kıyıları, adım atılmamış suları bu tanımda kendine bir yer bulamaz. Ve aniden River belirir, Payton’ı betimleyen bütün cümleler onunla tamamlanır. “River” kelimesinin su ile olan ilişkisi bir tesadüf olamaz.
Jung kişilerin, bilinçaltını bir yana bırakarak kendilerini salt bilinç ile tanımlandıkları için aslında benliklerinde “keşfedilmemiş” bir parça olduğunu savunur ve bu parçayı “gölge” olarak adlandırır. Bu gölge, bütün bastırılılanları, reddedilenleri ve gerçek benliğinden çalan şeyleri içinde barındırır. Payton Hobart için River, adım atılmamış suların, kıyıların temsilidir, benliğinin gölgesidir. Bundan olacak ki, Payton ve River’ı dizide sadece 2 kez yan yana görürüz, 2. görüşümüzde River kendini vurur. Bu belki de, Payton’ın bütün duygularının bastırılmasının temsilidir. River’ın intiharıyla birlikte Payton aslında, Jung’un “salt bilinç” olarak tanımlandığı benliğiyle gerçek dünyada var olur. Reddettiği her şey ise River ile birlikte bilinçaltına, gölgesine itilir.
Toplum tarafından karikatürize edilen “politikacı” duruşu, Payton’ın salt bilincini oluşturur ve bilinçaltındaki derinlikten ve keşfedilmemiş sularının keşfinden bu şekilde gittikçe uzaklaşır. Jung bu durumu “bireylikten uzaklaşma” olarak tanımlar ve sonucunu karakter bölünmesiyle açıklar. River ve Payton dizide 2 ayrı karakter olsalar bile aslında Payton’ın benliğindeki parçaları oluşturan bir bütünlerdir.