The Wicker Man: Pagan Bayramında Bir Hristiyan

Korku türünün kendinden önceki örneklerinin aksine neredeyse tamamının gün ışığında geçmesi ve neşeli halk müzikleri ile kafaları karıştıran mizahi dokusu nedeniyle zamanında korku filmi olarak ciddiye alınmayan The Wicker Man, Summerisle adındaki bir adada kaybolan genç bir kızın ve onu aramaya gelen dindar bir polis memurunun hikâyesi üzerinden pagan kültürü ve Hristiyan bakış açısı arasında oldukça ilginç bir çatışma sunuyor.

Robin Hardy yönetmenliğinde düşük bir bütçeyle çekilen ve 1973 yılında gösterime giren The Wicker Man, korku türüne meraklı sinemaseverlerin muhakkak bir yerlerde karşısına çıkmıştır. Özellikle final perdesindeki hasır adam heykeli ve Christopher Lee‘nin kariyerine yeni bir yön verme amacıyla karşılıksız canlandırdığı ikonik karakteri ile akıllarda kalan film, zamanında büyük bir etki yaratamamış olsa da yıllar içerisinde kült bir yapıma dönüşmüştür. Öyle ki sonrasında The Texas Chainsaw Massacre gibi birçok korku filmi de gün ışığında geçen dehşet hikâyeleri anlatmayı deneyecektir. Tabii bu noktada, yönetmenin seyirciyi korkutma gibi bir gayesinin olup olmadığı da tartışılır. Zira film, çoğunlukla durum komedisinden ve kısmen ütopik / distopik karışımı bir dünya tasvirinden besleniyor; fakat hikâyenin nihayetinde geldiği nokta, bu süreçte yavaş yavaş yükselen gerilim ve inançlar üzerine ortaya koyduğu çarpışma ile seyirciyi de rahatsız bir konuma yerleştiriyor. Yine benzer bir inanç temasını ele alan ve gün ışığı korkusundan beslenen Ari Aster‘ın yeni filmi Midsommar‘ın ülkemizde de vizyona girmesiyle adı yeniden anılmaya başlanan The Wicker Man‘i biraz daha derinden incelemekte fayda var.











