Bu yolu açan en önemli isimlerden biri, tüm o karanlığın içinde özgür kalmayı seçmiş Bulutsuzluk Özlemi… Aynı adı taşıyan ilk albümlerini 1986’da çıkaran grup, bu sefer kentten seslenen Türkçe rock ile insanları kendilerine getiriyor. Nejat Yavaşoğulları, Müzikte Bir Deney: Anadolu Rock belgeselinde (2006), Türkçe müzik yapmalarına şaşıranlara şaşırıyor ve Türkçe hissettiğini, Türkçe rüya gördüğünü, doğal olarak da Türkçe müzik yaptığını söylüyor. Şehirden arabamıza atlayıp Kaş’a inmek istesek Güneye Giderken’i söyleyebileceğimizi fark ettiriyor. Toparlanması için bir 10 seneye ve Kemancı Bar gibi bazı mucizelere ihtiyacı olacaksa da, Türkçe rock nefes almaya başlıyor.
Yavuz Çetin, Athena, Duman, Teoman, Özlem Tekin, Şebnem Ferah, Pentagram gibi onlarca grup ve müzisyenin 90’larda Türkçe rock sahnesine çıkmaya başladıklarını görüyoruz. Müzisyenlerin bir kısmı, Anadolu Rock jenerasyonu gibi önce İngilizce müzik yapıyor, sonra Türkçe’ye geçiyorlar. Ancak artık bambaşka bir dünyada yaşıyor ve Bulutsuzluk Özlemi gibi şehirli müzik yapıyorlar. Dolayısıyla selefleriyle en büyük farkları üretimlerinin (çok büyük bir bölümünün) halk müziğine değil Batı rock müziğine dayalı olması…
Bulutsuzluk Özlemi’nin ardından bahsetmemiz gereken ikinci önemli isim ZeN, yine 90’larda, BaBa ZuLa’ya dönüşecek kadrosuyla saykedelik folk (halk) gibi de tınlayan alternatif Türkçe rock müzik yapmaya başlıyor. Grubun solisti ve kurucu üyelerinden Murat Ertel, içinden geldiği kültüre borçlu hissettiğini, çünkü beslendiği yerin orası olduğunu söylüyor. Başından beri Batı’da Türkiye’de olduğundan fazla ilgi görüyorlar, hatta yeni nesil Türkçe rock’tan çok daha fazla, belki kırılıyorlar da ancak durumu kabul edip kendi müziklerini yapmayı sürdürüyorlar.