Kitabın en güzel yanlarından biri de farklı kültürleri ve hayatları tanıma fırsatı sunması. Okurken dünyanın farklı köşelerinde yaşayan insanların neler hissettiğini, nelerle mücadele ettiğini görüyorsunuz. Bu da okuma deneyimini sadece bir hikâyeden ibaret değil, biraz da dünyayı anlamaya çalışma sürecine dönüştürüyor. Kısacası Unutulmazlar, insan hikâyeleri ile çizgi romanın çok güzel bir şekilde birleştiği bir eser. Fabien Toulmé, tanıştığı insanların hayatlarını sade ama etkileyici bir anlatımla aktarıyor ve okuyucuya da bu hikâyeleri hissetme fırsatı veriyor. Kitabı bitirdiğinizde bazı karakterlerin ve yaşadıkları anların aklınızda kalması çok muhtemel. Belki de bu yüzden kitabın adı gerçekten çok yerinde: Bazı hikâyeler gerçekten unutulmuyor.
Fabien Toulmé’nin anlatı dünyasını sevdikten sonra, insan ister istemez diğer kitaplarına da göz atmak istiyor. Çünkü onun hikâye anlatma biçimi bir kez içine çekince kolay kolay bırakmak bence mümkün değil. Ce n’est pas toi que j’attendais (Beklediğim Sen Değildin), Toulmé’nin en kişisel işlerinden biri. Bu kitapta kendi hayatından bir kesiti anlatıyor. Down sendromlu bir bebeğin babası olma sürecini, ilk baştaki şaşkınlığını, kabullenme aşamasını ve zamanla gelişen sevgiyi son derece dürüst bir şekilde aktarıyor. Okurken yer yer zorlayan ama bir o kadar da iç ısıtan bir hikâye. Özellikle duygularını saklamadan anlatması, kitabı çok daha gerçek kılıyor.
Bir diğer dikkat çeken eseri L’Odyssée d’Hakim (Hakim’in Yolculuğu). Bu sefer bireysel bir hikâyeden çıkıp çok daha geniş bir meseleye, göç konusuna odaklanıyor. Suriye’de başlayan Hakim’in yolculuğu, savaşın ardından tamamen değişiyor ve onu uzun, zorlu bir yolculuğa sürüklüyor. Toulmé burada yine kendi tarzını koruyor; büyük politik anlatılar yerine, tek bir insanın yaşadıklarına odaklanıyor. Bu da okuyucunun hikâyeyle bağ kurmasını çok daha kolay hale getiriyor. Hakim’in yaşadıkları, haberlerde gördüğümüz göç meselesini bambaşka bir yerden anlamamızı sağlıyor.